29 Nisan 2014 Salı

KİTAP 6 # ZAMAN MAKİNESİ - H.G. WELLS





ZAMAN MAKİNESİ/ THE TIME MACHINE

Herbert George Wells

Arunas Yayıncılık
Çizimler: Rajesh Nagulakonda
Uyarlayan: Lewis Helfand
Çeviri: Deniz Işıltan
basım: 2010

       Bilim kurgunun ilkleri hatta kurucuları denilince akla gelen ilk isimlerden birisidir; Herbert George Wells..Ama biz onu daha çok 'he ge wells' olarak biliriz , malum önismi gördüğümüz kadarıyla kitaplarında hep kısaltılmış şekilde yazılıdır. 'Zaman makinesi' adlı Arunas yayıncılıktan çıkmış bu çizgi romanımızın ilk sayfasında ise, bilim kurgu ustasına saygıda kusur etmemek adına yazarın isminin açılımının yanısıra yazarın hayatı hakkında bilgiler de buluyoruz.Buradan yazarın Zaman Makinesi adlı romanının 1895 yılında yayımlanmış ilk büyük romanı olduğunu öğreniyoruz.Aynı zamanda yazarın sadece bilim kurgu değil başka alanlarda da yazılar yazdığını anlıyoruz:

''En ünlü çalışmaları bilimkurgu tarzında olsa da, Wells hayatının ileriki bölümlerinde zamanının büyük kısmını politika,toplum ve dünyanın geleceği ile ilgili tahminlerini içeren eserler yazmakla geçirmiştir.Ölümüne kadar yazmaya devam etmiş,79 yaşında ,1946 yılında vefat etmiştir.''

       Yazarın hayatına dair var olan bilgiler üzerinde durmamın nedeni ise, böyle bir bilimkurgu kitabının yazıldığı bu ilk zamanlarda, yazarı bu tarz kitaplar yazmaya iten hayalgücünün ve bilgilerinin oluşum sürecini görmek.Okuduğum çizgi romanda yer alan yazar hakkındaki bilgilerden bunu tam olarak anlayamasam da bazı ipuçları elde ediyorum.Mesela; okumaya çok düşkün olan yazarımız; ailesinin çektiği maddi sıkıntılar yüzünden gençliğinde; çalışmak zorunda kaldığı birçok geçici iş ve okul arasında mekik dokumuş; çıraklıktan tuhafiyeciliğe, tezgahtarlıktan kimyagerliğe kadar bir sürü değişik işte çalışmış.

Çizgi romanımızda yer alan zaman makinemiz de budur!

       Kanaatimce yazarın bu kadar çeşitli işte çalışması, aynı zamanda okumaya düşkün olup eğitim hayatına da devam etmesi, gerek hayalgücünü beslemiş gerek bu hayalgücünü var olan altyapısıyla, iyi bir kurguyla şekillendirip akıcı bir dille yazıya dökmesini sağlamış.Belki yazar gerçekte hiçbir zaman bir zaman makinesi ile seyahat etme fırsatı bulamadı ( tıpkı bizim gibi) ama hayalgücü ve bilimin iç içe geçip ilk kurgularını oluşturmaya başladığı o tarihlerden bu zamana okunagelen kitaplarıyla adını ve eserlerini bu zamana kadar getirmeyi başardı ve bundan sonra da ismini başharflerle yazdığı bilimkurgu alanında ilklerden biri olarak hep hatırlanacak ve okunacak.

      Çizgi romanımıza gelirsek, ben kurgu yanısıra uyarlamayı ve çizimleri çok beğendim, çizimlerin ve kurgunun içinde kayboldum.Hele sınav zamanları kafamı derslerim haricinde uzun soluklu kitaplara veremeyen benim gibi okurlar için arada kafanızı dersten yahut meşgul olduğunuz işten kaldırıp ufak bir yarı fantastik yarı bilim kurgusal bir maceraya çıkarak rahatlamanızı sağlayacak hoş bir çizgi roman.
yaratık golluma ne kadar da benziyor değil mi? ya da bana mı öyle geldi?

Konusuna değinmeme bilmem gerek var mı? Ama kısaca değinirsek sizin de tahmin ettiğiniz gibi kitabımızda bir zamanyolcusu ve onun zamanda yolculuk etmesini sağlayan icat ettiği zaman makinesi mevcut, buraya kadar her şey bildiğimiz ve tahmin edeceğimiz gibi ama kitabın yazıldığı zamanlar için hayalgücü, bence ileri bir noktada. Ayrıca devam eden sayfalarda, yolculuk ettiğiniz zamanlarda karşılaştığınız olaylar ise işte kitabın en zevkli ve en merak uyandırıcı kısımları! Bu noktada doğabilimlerinin de kurguya katıldığını görüyorsunuz ve gerçekçilik daha da fazla artıyor.



      Çizgi romanını sevdiğim bu kitabın en kısa zamanda basımı tükenmiş olan roman halini de sahaflardan tedarik edip okumaya çalışacağım.Sizler de ister bu halini ister roman halini okuyabilirsiniz.

      Son olarak kitabı idefix'teki bahar kampanyasından sadece 3 tl ye aldım, bu fiyata böyle bir kitap kesinlikle kaçmaz! kampanyanın da bugün son günü, eğer son dakika alışverişinizi yapıyorsanız sepetinize bu kitaptan bir tane eklemeyi unutmayın:)

       Veee yazıma son vermeden önce; H.G. Wells'in henüz okumaya fırsat bulamadığım, 1.baskısını Şubat 2013 tarihinde yapmış ve Maya Kitap'tan çıkmış; Edebiyat tarihinin ilk distopyası: 

''EFENDİ UYANIYOR'' 

adlı kitabını herkese tavsiye ediyorum,en yakın zamanda onu da blogumda yazacağımdan şüpheniz olmasın:)

Herkesee boool bool okumalı günler diliyorummm...:)

Yazarın okuduğum / başta okumak istediğim önerebileceğim kitapları: / Efendi Uyanıyor, Dünyaların Savaşı, Duvardaki Kapı,Görünmez Adam ve Zaman Makinesi.



25 Nisan 2014 Cuma

KİTAP 5 # ÇAKIRCALI EFE - YAŞAR KEMAL

ÇAKIRCALI EFE

Yaşar Kemal

Toros Yayınları
7.baskı/ 1991

Yazan: Bir Dost
          Merhaba!! artık ben de okuduğum kitapları an itibariyle bu blogda paylaşmaya çalışacağım.Biz böyle iyiydik, Sen de nereden çıktın? dediğinizi duyar gibiyim.Müsadenizle açıklayıvereyim:

         Bildiğiniz üzere blogumuzun kitaplardan başka bir şey düşünmeyen ve en kötü amacı birkaç metrekarelik evi içinde bir kitap imparatorluğu kurmayı planlamak olan halihazırda bir yazarı mevcut; ancak bu çiçeği burnunda yazarımızın sınavları münasebetiyle buralarla pek fazla ilgilenemeyecek olması, yeni başlamışken de buraları bu kadar boşlamaya gönlünün elvermemesi üzerine gördüğünüz üzere beni de rüzgarına katıp taa buralara kadar zorla iteledi, ben de kendisini asla kıramayan (tabi kendisinin bir taraflarımı kıracağından değil)  bir centilmen olarak, 'istemiyorum yan cebime ko!' triplerine de hiç girmeden gördüğünüz üzere karşınızda bulunmaktayım.
     
         Girişi çok fazla uzatmadan, gelelim en son okuduğum ve bahsini edeceğim kitaba; Şimdiye kadar   hayatımda hiç bir kitabını okumadığım ve bu nedenle kendisine ayıp ettiğimi düşündüğüm, Türk edebiyatının en güzide yazarlarından Yaşar Kemal'in bir kitabını okuyayım dedim ve nedense hiç düşünmeden Çakırcalı Efe'ye gitti elim, aldım ve okumaya başladım.

        Kimdir peki Çakırcalı Efe?
     
        Yaşar Kemal'in anlatımı ile;

'' 'Çakıcı Efe' olarak da bilinen Çakırcalı Mehmet Efe ( 1872-1912) insanlık tarihinin en büyük eşkıyalarından biri, belki de birincisidir.On beş yılı aşkın eşkıyalık yaşamında 1081 kişiyi öldürdüğü söylenmektedir.Başta padişah II. Abdülhamit olmak üzere Osmanlı yöneticilerini uzun süre uğraştıran Çakırcalı için zaman zaman özel aflar çıkarılarak onun eşkıyalıktan vazgeçmesi sağlanmak istenmiştir.Çakırcalı, zekası, kurnazlığı ve halka yardım etmesi nedenleriyle öylesine ünlenmiştir ki, birçok yabancı gazeteci onunla görüşmeye gelmiş ve yaptıkları röportajları Avrupa'nın başlıca gazetelerinde yayımlatmışlardır.''


  
         Yaşar Kemal, Çakırcalı Mehmet Efe'nin eşkıyalık yaptığı ve yaşadığı ege bölgelerini gezerek ve kendisini öldüren müfrezenin komutanı emekli jandarma albayı Rüştü Kobaş başta olmak üzere kendisini tanıyanlarla görüşerek ortaya çıkardığı, Rüştü Kobaş'ın anıları ve Yaşar Kemal'in kurgusu olmak üzere iki bölümden oluşan bu biyografik romanı için '' Gelecek kuşakların bu ilginç kişiliğe ilgi duyacaklarını, Çakırcalı Efe üstüne geniş araştırmalara girişeceklerini sanıyorum.'' sözlerini ifade etmiş vakti zamanında.

Yeşilçam'daki Çakırcalı Mehmet Efe
        Kitap beni Osmanlı'ya, Anadolu'ya, bizim insanımıza, günlük hayatta her dakikanın, her yemeğin, her uykunun bir hayatta kalma mücadelesi olduğu zamanlara götürdü. Akıcı ve samimi anlatımıyla ilk sayfasından itibaren köyde, dağlarda, ağaçların içinde yıldızların altında tüm o yiğitliklere, gerçek dostluklara,kahramanlıklara şahitlik ediyordum, adeta ben de onlarla birlikte yaşıyordum ve onlardan biri oluvermiştim, Osmanlı yönetimi ve Çakırcalı Efe'nin aynı amaçta fakat farklı yollarda olduğu, iyinin ve kötünün her an kim olduğunuza göre değiştiği bir savaşın içinde kazanmaya çalışıyordum ama hem koruduğum hem zarar verdiğim yine kendi toprağım yine kendi sevdiklerimdi...
   
     İşte Çakırcalı Efe size taraf tutmadan, efelerin, yiğitlerin hayatlarının zorluklarını, küçücük mutluluklarını anlatan içten, samimi ve bizden bir kitap.
 

      Hacim olarak ince ama bana kattıkları açısından mini bir ansiklopedi niteliğinde olan bu kitabın içinde herkesin kendinden bir şeyler ve farklı bilgiler bulacağını düşünüyorum.Umarım, Yaşar Kemal'in istediği gibi 'Çakırcalı Efe' her okuyanın önünde yen ufuklara ve araştırmalara yol açacak bir başucu kitabı olur.

                                                 Herkese şimdiden keyifli okumalar!


21 Nisan 2014 Pazartesi

KİTAP 4 # İSTİRİDYE ÇOCUĞUN HÜZÜNLÜ ÖLÜMÜ ve diğer hikayeler - TIM BURTON

                   
     İSTİRİDYE ÇOCUĞUN HÜZÜNLÜ ÖLÜMÜ ve diğer hikayeler
   /THE MELANCHOLY OF OYSTER BOY

     Tim Burton
      6Altı Kı4k Be5 Yayın
     Çeviri: Artemis Günebakanlı
      Basım: Kasım 2011
     beklentim ve puanım: 9 / tam Tim Burton tadında idi.

                        ''Yüzünüzde asılıp kalacak gotik bir gülümseme...''

           Kapak güzeli kitaplar alan biri değilim açıkçası, kitabın; yazarının, konusunun yanısıra isminin de elimin o kitaba gitmesinde küçümsenmeyecek bir etkisi vardır.İstiridye Çocuğun Hüzünlü Ölümü ise başta yazar, kapak ve isim olarak fazlasıyla ilgi çekiciydi.Ne yalan söyleyeyim Tim Burton'ın filmlerine, karısı  Helena Bonham Carter'ın ise oyunculuğuna fazlasıyla hayran biriyim.Onlar film yapsınlar ben izleyeyim, onlar kitap yazsınlar ben okuyayım daha ne, oh mis!

Çöp Çocuk ve Kibrit Kız'ın Aşkı
         Kitabımızın arkasında yer alan anekdottaki gibi, okuduğum süre boyunca yüzümde hep bir gotik gülümseme vardı zira okuduğum birçok öyküde gülümsetici unsurlar yanısıra bohem, hüzünlü bir hava hakimdi.Kitapta da belirtildiği üzere Tim Burton gibi 'Sıradışı ve Tuhaf' bir insandan da başka türlüsünü beklemek kendisine haksızlık olurdu.

         Kitabımız 23 kısa öykücükten oluşmakta,( evet öykü, kısa olan yazım biçimidir ama bu öyküler öyküden de kısa) ve her öykücük, kitapta da belirtildiği üzere 'insani değerlerini kaybetmeyen ama yapısal olarak da insan kimyasından uzak duran karakterleriyle' dikkat çekiyor. Her biri birbirinden tuhaf ve hüzünlü aynı zamanda sıradışı olan öyküler, Tim Burton'ın kaleminden çıkma çizimlerle güçlendirilmiş.Birbirinden güzel olan çizimler size bir kitap okumaktan çok mini mini Tim Burton filmleri izliyormuşsunuz tadı veriyor.Benim en çok etkilenip üzüldüğüm ve beğendiğim öyküler ise ''İstiridye Çocuğun Hüzünlü Ölümü'' ''Çöp çocuk ve Kibrit Kız'ın aşkı'' ''Çapa Çocuk'' ve''Toksik Çocuk Roy'' oldu.Aman ha bundan diğerlerini beğenmediğim anlaşılmasın, ben hepsini çok beğendim! İstediğiniz zaman açıp okumalık bir kitap, zaten bir oturuşta 1 saat içinde rahatça bitirebiliyorsunuz.

Toksik Çocuk Roy




        İstiridye Çocuğun Hüzünlü Ölümü'nü okumak isteyenlere güzel bir haber de vereyim; kitabın bir süredir basımı mevcut değildi bu yüzden ancak sahaflarda bulanabilirken geçtiğimiz aylarda kitabın yeni basımı yapıldı, yani şu an rahat rahat herhangi büyük bir kitabevi ve internet sitesinden kitabı çok rahat temin edebilirsiniz.








Robot Çocuk
        Son olarak kitabın yayın bilgilerinin yer aldığı sayfada yer alan 6:45 yayınevinin notu hoşuma gitmedi desem burnum pinokyo gibi uzar 'Tahta Çocuk' olarak bir de ben eklenirim öykülere.Peki ne demiş yayınevimiz?gelin hep birlikte bu uyarıya kulak verelim:

        ''Kadıköy'ün yağmurlu ve puslu sokaklarında hazırlanan bu kitap sizi uçurumdan aşağı atabilecek güce sahip olabilir.
        Herhangi bir şekilde ve özellikle izinsiz olarak iktibas edildiğinde Kadıköy'ün o bilinen, serin ve rutubetli laneti, yıllar boyunca bunu yapanı takip eder, saçları dökülür, rüyasında sürekli olarak Kadıköy sokaklarından akın akın geçerek yıllık intiharlarını gerçekleştirmeye giden lemur sürüleri görür ve derin bir yalnızlığa gömülür.''

    Kısaca olur da izinsiz çoğaltırsanız o debdebede Lemurlar götürsün topunuzu! demişler iyi de demişler :)

    Şimdilik , Hepinize bol bol boool okuyacağınız kitaplı günleeer! :)


                                                 Akıllarda aynı soru, kimse cesaret edemiyor sormaya
                                     
                                                 İstiridye Çocuk kabuğundan ne zaman çıkacak acaba?


İstiridye Çocuk Dışarı Çıkıyor

18 Nisan 2014 Cuma

KİTAP 3 # MACERA TÜNELİ 4- UZAY DIŞINDA YOLCULUK- EDWARD PACKARD


       


MACERA TÜNELİ 4- UZAY DIŞINDA YOLCULUK
/ CHOOSE YOUR OWN ADVENTURE- HYPER SPACE

Edward Packard
D.K Çocuk Yayınları
Çeviri: Efe Atay
basım:1992
beklentim ve puanım: böyle bir kitap hiç beklemiyordum hayatımda bir ilk! sana puanım 9 kanka!
   
Kitabı sahafta gördüğümde konusu sebebiyle elime alıverdim, içini biraz karıştırınca çocuk kitabı olduğuna kanaat getirdim ancak birkaç saniye içinde anladım ki bu kitap bildiğim çocuk kitaplarına hiç benzemiyordu hatta bildiğimiz hiçbir kitaba benzemiyordu!
Bildiğimiz kitaplarda yazar bir şeyler yazmıştır ve biz de yazar ne yazmışsa hiç sapmaz şekilde yazarın yazdıklarına sadık kalarak, yazdıklarını olduğu gibi okuruz.Televizyon karşısında izlediği diziye sürekli sözlü müdahalede bulunan teyze kadar bile sözümüz yoktur gelişecekler karşısında. Kitapta neler gelişeceğiyle ilgili değişiklikte bulunma yoksunluğumuz öyle bir yoksunluktur ki dalgınlıkla bir sayfayı atlasak, düzgün okumasak gelişen olaylar karşısında nevrimiz döner ''ne oluyor? kıtıpiyot da ne? nerden çıktı ulan bu?'' şaşkınlığı içinde gerisin geri sayfaları başa sarar ve yeni baştan okumaya devam ederiz.Kimse bize sormaz 'sayın x hanım, acaba kitabın gidişi bu noktadan sonra nasıl olmalı? başkahramanımız şu an ne yapmalı? sizin düşünceniz  nedir? Ona göre yeniden düzenleyelim' tabi sormazlar, zaten öyle şartlanmışız ki lineer okumaya, bu kitabı keşfedene kadar da kitaptaki olayların gelişiminde söz sahibi olabileceğim aklıma dahi gelmemişti, haliyle bu soruları ben bile hiç sormamıştım ki yazanlar sorsun. Ama Edward Packard amcamız herkesten önce
davranıp soruları sormayı düşünmüş ve sormuş da, yazarın Patron olduğu, okurun sadece pasif olarak olanlara seyirci olduğu o klişe durumdan okuru almış, getirmiş olayların ortasına 'ne halin varsa gör' diyerek atıvermiş. Evet tahmin ettiğiniz gibi bu kitapta 'Patron benim' ve ben ne istersem o oluyor! Ve kitap ben nasıl devam etmek istersem ona göre birçok sonla bitiyor yani süreci de sonucu da ben belirliyorum!

Şaşırdınız mı? Peki bu nasıl olur? Çok fazla okumaktan zavallı aklını mı kaçırdı diyorsunuz? Bilakis işte tam bu noktada bize Edward Packard'ın hayalgücüne şapka çıkarmak düşüyor. Hadi gelin daha da açalım nasıl oluyormuş tüm bunlar.

Türkiye'de Macera Tüneli adıyla 1980'lerde yayınlanan serinin orijinal adından da kitabın içeriğini anlamak mümkün: Choose your own adventure! ( yeahhh! that's it!)
Wikipedi'dan öğrendiğimize göre 1979 ve 1998 yılları arasında Bantham Books tarafından yayınlanan ve 250 milyonun üzerinde satış yapan seri 200 kitaptan oluşmakta, maalesef  Türkçe'ye sadece 30 tanesi çevrilmiş.Ve yine maalesef basımları bulunmadığı için şu an bu kitapları ancak sahaflardan tedarik edebilirsiniz. Ha olur da bir yerde gözünüze ilişiverirse benden söylemesi hiç düşünmeden kapın hemen!

Gelelim kitaplarda kendi serüvenimizi nasıl yaşadığımıza. Her şeyden önce kitabın baş kahramanı sizsiniz. Okuduğunuz neredeyse her sayfanın sonunda size aşağıdaki gibi seçenekler sunuluyor ve cevabınıza göre farklı sayfalara gidiyorsunuz ve seçeneğinize göre de kitabın sonu değişiyor.


Şu an okuduğum Uzay Dışında Yolculuk'ta sayabildiğim kadarıyla 15 tane son vardı ve bu 15 farklı sona daha fazla sayıda kombinasyonla, birçok değişik serüven yaşayarak ulaşabiliyorsunuz. Kitaptaki tüm sonlara ulaşabilmek için sayfalar arasında ayraç olarak kullandığınız parmaklarınızın bir süre sonra yerini dahi kaybediyorsunuz. Ara sıra sayfa altlarında yer alan  'hadi size ateş edilmeden hemen 53.sayfaya geçin', 'kaybolduğunuz uzayda eve dönebilmek için sadece 3 saniyeniz var hadi hemen 16.sayfaya!' gibi yazılar ise zaten sayfaların arasında  karışan yerini kaybettiğiniz parmaklarınız yanı sıra heyecandan elinizi ayağınızı da birbirine karıştırıyor.


Anlatıma gelirsek; evet kitabın anlatımı çok duru, gayet akıcı ve haklı olarak çocukça ama bu benim serinin diğer kitaplarını da bulup almamı engelleyebilecek mi? Tabiki  kocaman bir Haayıııııır! Bulduğum yerde yapışacağım kitaplara, düşünün artık ne derece olduğunu.

Bu kadar açıklamadan sonra kitabın konusuna dönmeye gerek var mı bilmiyorum, açıkçası amacım daha çok seriyi tanıtmaktı. Hoş ,1980'ların sonu ve 1990'ların başında Türkiye'de çocuk olmuş birçok kişi eminim bu seriyi zaten çok yakından tanıyor, maalesef ben çocukluğumda tanışamadığım bu seriyle ancak tanışma şerefine erdim. Benim gibi geç kalanlara tanıştırma, zaten yakından tanıyanlara ise hatırlatma ve nostalji yapma mahiyetindeki yazıma, bu yazımdaki amacıma ulaşmış olmam sebebiyle son verirken, madem çocukluğumuza gittik o halde kitap hakkındaki önerimi de tüm zamane pokemon sever çocuklarına yaraşacak şekilde sunuyorum:

bu öneri benden ;
'kendi yazdığım kitabım olmasa da o son benim istediğim gibi olacak! kitaptaki olaylarda benim de sözüm geçecek!'  diyen tüm okurlara gelsin!


(evet beyler paint'te yaptım bir sorun mu var? )

# DİREN BÜTÇE!!! D&R ve SAHAF ÇIKARTMASI


        Bildiğiniz gibi bu ay birçok kitap alışverişinin yapıldığı site çeşitli şekillerde indirim yarışına girdi, kimileri tatmin ederken, kimileri de 'aman yiyeyim indiriminizi!  benim sattığım Tolkien'lerin getirisi bile bana yeter' çalımlarıyla rahatını bile bozmadı.Ah şu indirimleeeğeğer,  indirimler ! Varlığı da yokluğu da bir dert.İnsanoğlunun memnun olmaz yapısı yine burada da karşı... ehem öhöm toplumsal çözümlemelere girmeye hiç gerek yok kanımca.Hele de böyle güzel indirimler ayında bütçe yettiğince göz doyduğunca aldığımız kitaplara sevinmek varken.

       Kitap fiyatlarının yeterince yüksek olduğunu düşündüğüm güzelim ülkemizde,sitelerin yaptığı güzel indirimler keseme az da olsa rahatlık getirdi diyeceğimi bekliyorsanız çok beklersiniz.Ne rahatlığı yahu? Kesemde ne varsa aldı süpürdü götürdü, üstüne üstlük sanki açık artırma yapıyorlar mübarek neredeyse her gün yeni bir kampanya ile karşılaşır olduk, ne var yani şu kampanyaları seneye düzenlice yaysanız da biz de sıkışmadan rahat rahat, kitap kıtlığına giriyormuşçasına davranmadan kitap alsak?Neyse canım biz işin güzel yanından konuşalım.

     İnternetteki indirimlerden faydalanırken, son kuruşuna kadar da direnmeye çalışan ben bu sırada sahafları da ihmal etmedim zira sahaftan, raf karıştırarak kitap almanın zevki başka hiçbir yerde yok.O kadar çok kitap yazılmış ki! İnsan bu kadar çok kitap yazıldığını görünce yaşadığı sürece her kitabı okuyamayacağını ve bu yüzden çok seçici olması gerektiğini anlıyor.Ama gel de seçici ol! 'Ben bunu da okurum ya bunu alayım, aa dur şu şeyin yazdığı kitap değil mi dur dur , ben onu da okumak istiyordum zaten onu da alayım bir ara okurum'' derken seçici olmak ne mümkün. Hele eski basım kitaplara bayılan ben, eski ve güzel bir kitap gördüm mü dayanamıyorum, tabiki yanımda her daim nazımı çeken ve saatlerce kitaplarla fazlasıyla haşır neşir olmak durumunda kalsa da gıkını çıkarmayan hayatımdaki değerli insanın da verdiği destek her şeyden önemli.Velhasılı kelam sahaflardan yaptığım alışverişi ve alışveriş sonrası elimkolum dolu eve gelişimi hiçbir internet indirimine değişmem.( tabiki sahafların etiket fiyatına yakın paha biçenlerinden ve her türlü fazlaca kar marjı güdenlerinden olabildiğince uzak durmak kaydıyla. )

       Son olarak aldığım ve ilerleyen zamanlarda hepsini tek tek okumak suretiyle tanıtmayı planladığım kitaplarım:
İçlerinde tanıtmayı iple çektiğim kitaplar ve seriler var, bilenler için hatırlamaları ve tekrar ellerine alıp okumaları için bir fırsat bilmeyenler içinse birlikte keşfedeceğimiz bir yenilik olacaklar.Yazımın sonuna gelmişken şimdilik tüm kitapkurtlarına boool, boool kitaplı, okumalı günler diliyorummm:)
                                               

                                                 Sahaftan ara tara bul şeklinde aldıklarım :)


               


                                                 D&R dan seç tıkla al şeklinde aldıklarım:)




13 Nisan 2014 Pazar

KİTAP 2 # MOMO - MICHAEL ENDE / FİLM 1 # IN TIME








KİTABIN ADI: MOMO 
YAZARI : Michael Ende
BASKI: 4.Basım/2011
YAYINEVİ: Kabalcı Yayınevi 

KİTABA VERDİĞİM PUAN VE BEKLENTİM: 10 puan / beklentimin üstündeydi gerçekten.



         Eveeet ,müsadenizle zamanınızı yeni bir yazıyla çalmaya geldim.Umarım bir sakıncası yoktur.Yoksa var mı?  Bu soruya vereceğiniz cevapta, zamanın sizin için ne anlam ifade ettiği önemli tabiki. O halde soruyu şöyle sorayım: Zaman sizin için ne ifade ediyor? ( evet evet bir gazetenin adi haklısınız da ben onu sormuyorum:) )

       Siz sorunun cevabını düşünedururken şimdi değineceğim kitap ve film bize sorumuzu cevaplamada yol gösterici olacaktır.Herhangi bir kitap ve herhangi bir film bazen birbirlerini bir kitaptan uyarlanmış bir film ve kitap ikilisinden daha iyi tamamlayabilmektedir.İşte Momo adli kitabimiz ve In Time adli filmimiz bu önermeyi doğrulamaya aday iki örnek.Bu yüzden film ve kitabı birlikte ele almak istedim.


        Öncelikle kitabımız Momo'yu ele alalım. Kitapla tanışma firsatım bundan birkaç yıl önce çinceye merak salmamla başladı ( böyle fantastik yeteneklerim de var evet:)), ne alaka şimdi çince mince türkçe konuş bizle dediğinizi duyar gibiyim, durun durun anlatayım hele bir :) işte bu çincede aile isimlerini öğrenirken mama, baba, gege, didi ( bir de içeceğimiz var bu isimde tabi), meimei vs. derken benim kafa oldu ikilemeler ülkesi, o sırada bir de Momo'yu duydum.Lisede haftada on saat ingilizceden sonra yeni yıla girerken her yerde yazan 'nice yıllar' ifadesini dakikalarca nays yıllar diye okuyup ne diyo ola ki bu? diye düşünen biri olarak haliyle çince ile haşır neşir olmuş kafam anında Momo' ya da çince muamelesi yaptı, acaba türkçesi ne ola ki? diye sorulara sarılıverdi.

        Ne diyeyim merak ettim ama araştırmadım ,gel zaman git zaman aradan yıllar geçti bu sırada benim çince hevesim söndü, Momo da haliyle unutulup gitti.Momoyla bir sonraki karşılaşmamızda ise kendisini bir sahafta gördüm.Kitap bildiğiniz, ilkokulda okulun açılışının ilk günü yaptığımız o defter kaplama merasimiyle özenle kaplanmış bir de üstüne itinayla etiket çekilmiş, etiketine de teker teker isim soyad, şube bilgileri işlenmiş.Tabiki şube kısmında 5/d, 6/b,7/a yı görünce (hoş görmesem de her şey ortada) '' aaa Çocuk kitabıymış ya bu?'' diye bir de ben yaftayı şak diye eski etiketin üstüne çekiverdim.Peki tüm bunları neden anlattım? Anlattım çünkü; siz siz olun, kesinlikle etiketlere aldanmayın arkadaşlar, hiç de öyle çocuk kitabı falan değilmiş.

         Bilen bilir William Golding'in yazdığı Nobel ödüllü ''Sineklerin Tanrısı'' adlı kitap da ilk bakışta çocuk kitabı gibi görünür; ama kitabı incelerseniz, kitapta; olağanüstü durumlarda, zor koşullardan kurtuluş vaadinin getirdiği gücün elde edildikten sonra, aşırı ve adaletsiz kullanımının ve kitlenin bu güce haklı haksız, çoğunlukla boyun eğmesinin ve genel anlamda da sistemin bir eleştirisini görürsünüz.Hah Momo da işte tam bu nitelikte bir kitap.

        Gelgelelim kitabımızın içeriğine; 
Momo, bir amfiteatrda, halkın kurduğu bir göz odada yaşayan ve nereden geldiği belli olmayan; ancak küçük, büyük herkesin kendini yanında rahat, mutlu ve neşeli hissettiği küçük bir kızdır.Bu kızımızın bunu sağlamadaki en büyük hüneri; çoğu zaman insanların konuşmaktan kendini bile dinleyemediği bir ortamda istisnasız herkesi ağzını açmadan dinlemesidir.Büyükler konuşarak rahatlamak, küskünlüklerini gidermek; çocuklar ise daha yaratıcı oyunlar kurmak adına soluğu Momo'nun yanında alırlar.Hatta öyle ki 'Git bir Momo’ya uğra' insanlar arasında bir deyim halini alıvermiştir böylece.

        Olmazsa olmaz kötü adamlarımız boş durur mu böyle huzurlu, güzel bir ortam varken?Tabiki durmaz ve böylece sahnede Duman Adamlar'ımız belirir! Duman Adamlar, zaman tasarruf şirketine çalışan, insanları daha uzun bir zaman ve para vaadiyle şimdilik tasarruf yapmaya ikna eden ve böylece insanların zamanını çalıp varlıklarını bu zamanla idame ettirirken, insanlara iş güç telaşıyla başını kaşıttıracak zaman bile bırakmayan kötü adamlardır.Tabi bu durum artık Momo'nun da dinleyeceği birilerinin kalmamasına ve insanların eskisi gibi, huzurlu,mutlu, neşeli olmamasına da yol açar. Momo'nun da zamanını her türlü vaatle ele geçirmeye çalışmış ama başaramamış Duman Adamlardan arkadaşlarını kurtarması için Momo'nun bir şey yapması gerekmektedir ama ne?

       Tam bu noktada ''In Time'' adlı filmimize dönelim:

       Filmin başrolünde Justin Timberlake boy gösteriyor ve film bir bilimkurgu yapısını ihtiva ediyor.Filmde, insanlar 25 Yaşına gelince yaşlanmaları duruyor ve kollarında bir sayaç geri doğru işlemeye başlıyor.Paranın ortadan kalktığı ve yerine zamanın konduğu bu dünyada, ihtiyacınız olan tek şey: ZAMAN; her şeyi bu zamanla satın alıyor, borçlarınızı bu zamanla ödüyor ve zaman yüklemesi karşılığında işlerinizde çalışıyorsunuz.


Peki ya zamanınız? Zamanınız bittiğinde ne olur? 
Çok basit: sadece ölürsünüz!.

       Çeşitli zaman bölgelerine bölünmüş dünyada zaman fakirleri ayrı, zaman zenginleri ayrı bölgelerde hayatlarını devam ettiriyorlar ve aralarındaki sınırları zaman geçiş bölgeleri oluşturuyor.Bu zaman geçiş bölgelerini geçmek için gereken bir zaman miktarı var ve zaman fakirleri için, her gün binlerce insan zamansızlıktan ölürken, sahip oldukları zaman, bu geçişi imkansız kılacak, hatta hayatlarını devam ettirmelerini bile garantilemeyecek kadar azdır.
Bu yüzden bu dünyada saniyenin bile önemi çok büyük.Bir günlük zaman için, ya sabahtan akşama soluksuz  çalıştırılıyorsunuz ya da diğer insanların ölümü pahasına onların zamanını çalarak hayatınızı idame ettiriyorsunuz.Filmde en büyük zaman çalıcılar, çaldıkları zamanlarla sonsuz yaşama sahip ve kitlelerin toplu halde yok oluşuna sebep olan şirketler ve sahipleridir.



Momo'da Duman Adamlar olarak çıkan kötü adamlar; 
In Time'da Minute Men olarak, 

Momo'da zaman tasarruf şirketinin sahipleri de; 
filmde ticari metaları kısaca üretim gücünü elinde bulunduran büyük şirketlerin sahipleri olarak karşımıza çıkıyor.



     Şimdi,  filmi ve kitabı birlikte inceleyelim;

     Hem filmde, hem kitapta aynı gücü temsil edenlere karşı bir başkaldırış var.Kitabımız Momo'da; Momo ve iyilerin yanında olan zamanın yöneticisi Hora usta ve Hora usta'nın  kaplumbağası Kassiopeia, onları da ele geçirmeyi aklına koymuş Duman Adamlara karşı, insanların çalınan zamanlarını kurtarmak adına mücadele ederken ; 
filmde de, milyonlarca yıl zamanı kasasında bulunduran, tabiri caizse 'zamanın efendileri'nden biri olan Weisgillerin pater familias'ının ( yukarıdaki resimde kendisini görüyorsunuz)  kızı Sylvia Weis (Amanda Seyfried) , babasıyla karşı karşıya kalmak pahasına da olsa  Will Salas ( Justin Timberlake)  ile; tüm insanlardan şirketlerce çalınan zamanı  ''Çalınan bir şeyi çalmak hırsızlık mıdır?'' mottosu ile geri alma ve halka dağıtma peşindedirler.

         Gördüğünüz üzere çoğu zaman değerini bilmeyip boşa harcadığımız zamanımız, aslında bizim farkında olduğumuzdan da değerli.Sözkonusu yapıtlar her ne kadar kurgu olsa da zaman kavramı; gerek başlı başına gerek temsil ettiği şeyler bakımından her zaman önemli. Filmde zamanın para yerine geçmesi ve yaşamak için her zaman daha fazlasına ihtiyaç duyulması... ve kitapta da bol para ve zaman kazanmak adına insanların gülmeyi, yaşamayı unutması...

     Tüm bu okuduklarınızdan sonra, en başta sorduğum soruyu tekrar soruyorum:

     Peki ya şimdi? Şimdi, Zaman sizin için ne anlam ifade ediyor?





NOT: Çok alakasız yalnız eklemeden geçemeyeceğim, her ne kadar kitap ve film birbirini tamamlasa da 'Momo' nun filmi çekilse (ki çekilmiş ama ben beğenmedim:( )  ve bunu da anime şeklinde Hayao Miyazaki üstad  yönetse fena mı olurdu? :)

Yazarın okuduğum / başta okumak istediğim önerebileceğim kitapları: Bitmeyecek Öykü

NOT 2: Kısmetse finallerimden sonra birara yine bir film kitap ikilisine değineceğim:
İsaac Asimov'un ''Ben,Robot'' adlı kitabı ve filmini irdelemek istiyorum. Umarım bu yazımdan da memnuniyet duymuşsunuzdur o güne kadar sağlıcaklı, bol kitap okumalı günler diliyoruuum :)



11 Nisan 2014 Cuma

KİTAP 1 # (ÖDÜLLÜ BİR KİTAP) KAZAN TÖRENİ - AZİZ NESİN



KİTABIN ADI: Kazan Töreni  
YAZARI : Aziz Nesin
BASKI: 9.Baskı / 1982
YAYINEVİ: Cem-May 
KİTABA VERDİĞİM PUAN VE BEKLENTİM: 10 Puan / Beklentimi kesinlikle karşıladı :)

       MİZAH BENİM İÇİN ÇOK CİDDİ, TEK ALAYA ALMADIĞIM KONUDUR*

                                                                              AZİZ NESİN 
      Kitabı yeni bitirmiş bulunuyorum. Başlıkta da belirttiğim üzere uluslararası ödüllü bir kitap olan ''Kazan Töreni''nin gerçek ismi Mehmet Nusret Nesin olan rahmetli yazarı Aziz Nesin için büyük bir önemi olduğu kadar benim için de blogumun ilk tanıtım kitabı olması yönünden bir önemi var, her ne kadar karşılaştırmam egoistçe olsa da :)

      Açıkçası ilk tanıtımımın aktörünün bu kitap olması yönünden çok memnunum,kitap beklentilerimi karşılamakla kalmadı; ayrıca kitabın sonunda yer alan, yakından tanıdığımız çok ilginç isimler tarafından  Aziz Nesin'le kitap ve ödül hakkında yapılmış röportajlar, köşeyazıları ve ilgili haberler ne yalan söyleyeyim kitaptan daha çok ilgimi çekti:)
Aziz Nesin kitaplarını bilen bilir kalemi akıcı, lafı dolandırmadan, süslü ağdalarla uğraşmadan son derece yalın günlük bir dille anlatacağını anlatan, gündelik hayatta hepimizin yaşadığı ama pek de önemsemediği noktaları mizahlaştırarak gözümüzün önüne koyan, bilhassa da (okurken en çok keyif almamı sağlayan bir özelliğidir bu ) yerel ağızları çok gerçekçi şekilde kağıda aktaran, edebiyat dünyamızın kendi alanında tanıdığım en başarılı yazarı. Şunu da belirtmeden edemeyeceğim her Aziz Nesin kitabı okuduğumda nedense bir rahmetli Kemal Sunal filmi izliyor gibi hissediyorum kendimi ve birçok karakteri Kemal Sunal olarak konuşturuyorum. Bu sizlere de oluyor mu acaba? gerçekten merak ettim:)

      Öncelikle kitabımız 1957 yılında Bordighera (İtalya)-Mizah yazarları arasında düzenlenen ''Beynelminel Hikaye Müsabakası''nda hikaye dalında ''YILIN BİRİNCİLİĞİ''ni almış üstelik rahmetli Aziz Nesin bu ödülü bir önceki yıl aynı yarışmada yine 1.likle kazanmış, kimseye kaptırmamış ve aynı yıl karikatür alanında ise rahmetli karikatürist Turhan Selçuk 1.lik ödülüne layık görülmüş.

      Kitabımıza  dönersek kitap, birbirinden gülünç 24 kısa mizahi öyküden oluşmakta ve kitaba adını veren öykü ise ilk öykü olarak karşımıza çıkmakta.Kitaba adını veren öykümüz; kitabın ilk basım tarihini 1957 olarak gözönüne alırsak o yıllarda yapılan açılış törenlerinde şampanyalı, ıstakozlu, havyarlı lüks ziyafetlerdeki insanların gelsin karides gitsin havyar mantığıyla ziyafetlere katılmaları, yiyecekleri tüketirken ne açılışın nedeninin ne de konuşmacının ne dediğinin önemli olmaması hususunu mizahi şekilde ele alıyor ve ismine yakışır şekilde, açılış törenimizin konusunu ise bir elektrik santralinin dördüncü kazanının yerine konması oluşturuyor; ama kazanın, davetlilerin geliş nedeni olan lüks ziyafet masalarını donatan yiyeceklerin yapıldığı kazan mı yoksa davetlilerin tahminlerince çamaşır kazanı mı olduğu belli değil; amaaan canım sen de! yemek, ziyafet olsun da açılışın, gelen gidenin , kazanın ne önemi var :)

       Benim en çok beğendiğim, sabah bir hışımla ailemi kahvaltı masasında eski günlere götürmemi ve güldürmemi sağlayan öykü ise ''Dolmuşun Kapısı'' adlı kapıları bir türlü açılmayan dolmuşların ve bu dolmuşlara binme zorunluluğu ile kapıları açamaması yüzünden şoför ve onun bozacıları müşterilerin azarları, hakaretleri arasında süklüm püklüm olma zahmetine katlanan bir vatandaşımızın aşırı komik dramı.Haa dolmuş dedimse bu bildiğimiz dolmuşlardan değil sanırım, Yeşilçam filmlerinde yer alan sarı ,mavi gibi renkleri yanı sıra kenarlarında siyah beyaz şeritleri olan otomobil dolmuşlarından. :)

     Ayrıca belirtmem gerekirse ''Yaşasın Züğürtlük'' ve ''Verem Olmak Lazım'' adlı iki öykü de en beğendiklerim arasında.Yaşasın Züğürtlük, paran mı var derdin varı bize en anlatılır şekilde mizahlaştırarak anlatırken, Verem Olmak Lazım ise kışı sıcak yuvasında geçirmek adına bir vatandaşın belediyeden kömür almak için gereken bürokratik engeli aşabilmek adına işi verem olmaya hatta ölüme vurmaya kadar götürmesini ve en sonunda mizahi şekilde eleştiri oklarını fırlatmasını konu alıyor:)

     Kitap hakkında bu kadar sohbet yeter şimdi gelelim kitabın sonunda yer alan bomba kısım röportajlar, köşeyazıları ve haberlere :)

      Aziz Nesin kendisiyle yapılan kitabın ödül almasıyla ilgili tüm röportajlarda her iki yarışmada da 1.geleceğini bildiğini ve bunu bütün arkadaşlarına söylediğini belirtiyor.15 Ağustos 1957 günü Dolmuş dergisinden İlhan Selçuk'la yaptığı röportajda bu ifadesi üzerine kendisine yöneltilen ''fakat bu kendini beğenmişlik olmuyor mu?'' sorusuna ise ''Kat'iyen asıl kendini beğenmişlik tevazu göstermektir...Ben kendimi değil çalışmamı beğeniyorum.Çalışmamda birinciliği kimseye vermem,çok çalışıyorum...'' şeklinde cevap vermiş.

       Kitapta Orhan Seyfi Orhon'un kendisi hakkında yazdığı bir köşeyazısı olmakla beraber Oktay Akbal, Peyami Safa, Cevat Fehmi Başkut, Adnan Veli, Yusuf Ziya Ortaç, Turhan Selçuk, Hıfzı Topuz gibi önemli şahsiyetlerin de ödül ve yazar hakkında görüşleri yer almakta.

       Kitabın sonundan Aziz Nesin'in Türk ve Dünya edebiyatlarında hangi mizahçıları beğendiğini de öğreniyoruz:
Dünya edebiyatından mizahçılar;Haşek, Mark Twain, Marcel Ayme, Jerom K.Jerom, Zosçenko.
Türk edebiyatında ise; Rıfat Ilgaz, Adnan Veli, Bülent Oran,Hüseyin Rahmi, Orhan Cemal vs ( en kısa zamanda bu yazarların da kitaplarını okuyup sizlerle buluşturmaya çalışacağım:) )

      Aziz Nesin hakkında kitaptan dolayı daha sonra bir dava açılması ise ayrı bir olay hatta ''Sülün Osman pırrr'' adlı hikayedeki Sülün Osman adlı o zamanın ünlü dolandırıcılarından ve o sıralar cezaevinde bulunan zad da  Aziz Nesin'e kitabında yer alan hikayede ''Sülün Osman pırrr'' diyerek manevi şahsiyetini tahkir etmesinden dolayı dava açmış.Bunlarla ilgili haberler de mevcut kitapta.Tabi bu kısımlar işin edebi olmayan magazinsel yanı :)

      Yazımın sonuna gelirken benim için son derece keyifli ve okumanız hususunda tereddütte olunmayacak bir kitap olduğunu belirtmem gerek, umarım yazım da sizler için keyifli olmuştur ve bundan sonra da yazılarımı takip etme hususunda tereddüdünüz olmaz.Buraya kadar dayanıp okuduğunuz için sizlere teşekkür ediyor, hatam olduysa affınıza sığınıyor ve bir başka kitapta buluşmak dileğiyle hepinize bol kitap okumalı günler diliyorum :)

KAYNAK                                                                                                                        
*6 Ağustos 1957 günlü 'YENİ GAZETE'  Tahir Kutsi Makal'ın yaptığı röportajdan.    


Yazarın okuduğum / başta okumak istediğim önerebileceğim kitapları: Rıfat Bey Neden Kaşınıyor?/ Zübük, Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz, Şimdiki Çocuklar Harika.                                                        
               

9 Nisan 2014 Çarşamba

Rafına Sığamayan Bloguma Taşacak Kitaplarım!


Merhabalaaaarrr :)

Yıllardır blogların nimetinden bolca faydalanmış biri olarak bir blog açmaya ancak karar vermiş bulunuyorum daha önce ise neden açmadığımı sormayın çünkü nedenini ben de bilmiyorum :) ancak eksikliğini son zamanlarda hissettiğimi belirtmem gerek.Gerek okuduğum kitaplar gerek kitaplardan çizdiğim satırlar , kitap sonrası oraya buraya karaladığım kişisel izlenimlerim o kadar fazlalaştı ki rafdan taşan kitaplar gibi taşan bir istekle bu günden sonra okuduğum birçok kitabı sizinle paylaşmak istiyorum.Ama  blog yazarı olmak sanıyorum ki blog okumak kadar kolay değil, daha şimdiden kendimi, kendi kendine konuşan üşütük biri gibi hissetmeye başladım. (malum acemilik, bilmem ilk zamanlarda bunu hisseden kaç kişi oldu:))

Kendimden bahsedersem, her şeyden öte gerçek bir kitap çılgınıyım en az sizler kadar.En büyük hayalim gelecekte evimin neredeyse tamamını kitaplarla donatmak bir nevi kütüphane-ev oluşturmak ( annemin aksine baskılarına rağmen çeyiz olarak da sadece kitaplarımı götürmeyi planlıyorum :) ).Oralarda bir yerde yazımı okuyanlar varsa eminim ki %90 ı benimle aynı isteği paylaşıyordur.(tabi çeyiz kısmını değil. :))

Kitap-ev dışında başka hayallerim de var ve öğrencilikten kurtulduktan sonra plana, plandan da gerçeğe dönüştürme aşamalarımı umarım bu blogda hep birlikte görürüz. İlerleyen zamanlarda bu hayallerimden de size söz edeceğim ve sizlerden de fikri anlamda katkılarınızı bekleyeceğim:)

Öğrenci Bütçemi son kuruşuna kadar kitaplara harcamayı destur edinmiş biriyim, malum bu olağan;  ama bir kitapkurdu bütçesi için olağanüstü olan halden kurtulup birgün işime kavuşursam ne yapacağım bilmiyorum, girdiğim kitapçılardan ortalama bir maaşın tamamıyla en fazla ne kadar kitap alınır bunun hesaplamalarını şimdiden yapmaya başladım:) (evet dereyi görmeden paçayı sıvama sendromu ama ben şimdiden güneşli bir günde uzandığım çimlerde ağzım sulanarak hayranlıkla göğe doğru uzanan bir kitap kulesine baktığım ve çeşitli varyasyonlarda olan hayallerimle kafayı sıyırmazsam :) bu konuda ise annemin fikri;
'' Bu gidişle senin zihnin tok, karnın aç kalacak ama karnı tok zihni aç olmaktan iyidir ama ben yine de senin karnının tok olmasını istiyorum ona göre!''
Tabi annemin atladığı şey: kitap açlığım :) ee boşuna kitapkurdu denilmiyor kitap açlarına yoksa kurt gibi acıktım deyimi nereden geliyor sanıyorsunuz :P ben de azıcık (!) kitap kurdu gibi acıkmışım çok mu :P

İşte böyle bana hoş geldin sizler de misafirim olun hoş gelin sefalar getirin:) mezuniyetime giden yolda son finallerimi verdikten sonra sizlerle, o hep takip ettiğim harika kitapkurtlarıyla tanışmak, blogumda ağırlamak ve sizlerden biri olmak için sabırsızlanıyorummm:)
Benim sizi ağırlamama ya da beni ve rafından taşıp sizlere ulaşmayı bekleyen kitaplarımı ağırlamaya hazır olun :)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...