23 Mayıs 2014 Cuma

KİTAP 9 # ANAYURT OTELİ - YUSUF ATILGAN


ANAYURT OTELİ


Yusuf Atılgan


Yapı Kredi Yayınları
26.baskı 2013

-------Dikkat bu bölüm kişisel serzenişlerimin olduğu bir bölüm, pas geçip direkt aşağıdan kitaba dalabilirsiniz-------
     
        Şu sınav zamanlarından nefret ettiğim kadar başka bir şeyden nefret ediyor muyum bilmiyorum, düşüneyim biraz, hımm.Tamam düşündüm evet sınav zamanlarından nefret ettiğim kadar başka bir şeyden nefret etmiyorum! İzlemediğim ne kadar film , okumadığım ne kadar kitap varsa teker teker gözlerimin önünden bir film şeridi misali geçip duruyor.Buna karşın bir kitabı elime alıp vicdan azabı duymadan da okuyamıyorum: şu an bundan on sayfa okuyacağına miras hukuku'ndan iki sayfa okuyabilirdin!
Hesapladım da sınavlarıma kadar 4000 sayfaya yakın okumam gereken ders kitap ve notum var, okuma da değil silip süpürmem gereken.Ama ben dayanamıyorum ki kitap okumamaya.Elimde kaç kitap yarım kaldı bu sınav dönemi boyunca, başladım bitiremedim, ne için başladıkça başladım peki? en akıcısını bulmak için malum ders kitaplarımda akıcılığın a'sı yok hele yazım hataları konusuna hiç girmek istemiyorum.Neyse çok doluyum ben, bari blogu doldurmayayım böyle cansıkıcı konularla.Ah ulan ah bir mezun olsam! ehm nerde kalmıştık? Hah tamam tamam ''Anayurt Oteli''nde kalmıştık.Hayatta kalmak istemeyeceğim bir otelde yani :)

-----------------------------Rahatlayan yazar artık kitaba geçebilir-----------------------------------------
      

      Yusuf Atılgan, edebiyatımızın demirbaşlarından biri; Anayurt Oteli ise Yusuf Atılgan'ın edebiyat hayatının mihenk taşlarından biri.Konusunu bilmesem de ismi gereği edebiyatımızın 'Oblomov' u olduğunu tahmin ettiğim ''Aylak Adam''ı daha çok beğenilen Yusuf Atılgan'a başlangıcı 'Anayurt Oteli' ile yapmakla ne kadar doğru yaptım açıkçası bilmiyorum.
Ama, kitabı beğenmediğim anlaşılmasın bundan sakın, durun daha yeni başlıyorum kitap hakkındaki düşüncelerimi aktarmaya.

''İstasyona yakın Anayurt Oteli'nin sahibi Zebercet,''

ile ilk sayfada sizi karşılayan Zebercet'e merhaba diyebilirsiniz.Ya da en iyisi mi hiç demeyin zira kendisi tam bir yaşar yaşamaz, sizi duymama ihtimali bile var.Ama sizin onu görmeme, duymama, ondan etkilenmeme şansınız yok, işin ironisi de burada. Zebercet, batılıların ''loser'' dediği tipin tam kıvama gelmiş hali, tam bir ezik, silik, asosyal, içine kapanık hatta hayatı boyunca gerekmedikçe dışarı adımını dahi atmamış, Anayurt Oteli'nde kendi kabus dolu yalnızlığına kısılıp kalmış , hiç yaşamadığı geçmişin gölgesinden kurtulamamış biri. Müşterilerle zoraki iki kelam etmesi dışında ağzına da kilit vurmuş, her şeyi iç dünyasında yaşamaktan yaşamanın anlamını ve dahi tüm anlamları unutmuş, saplantılarına takılıp kalmış, kendinde kaybolmuş bir adam.Zebercet ya da Anayurt Oteli ; Anayurt Oteli ya da Zebercet! İkisi de aynı kişi, ikisi de aynı şey.

    Hani kendi halindeki, kimseye zarar vermeyen insanlara ''Allahlık'' denir ya hah işte Zebercet burada da farkını ortaya koymuş, bilinçaltından açığa çıkan dizginlenemeyen arzularının, sapkınlıklarının esiri olmuş, yalnızlığına çareyi bu şekilde bulmuş, fazlaca psikolojik sorunları olduğunu düşündüğüm tam bir ''Freudluk '' adam:
    Bir insan Oteline gelip birkaç gün kalmış bir kadının ardından acaba ne zaman gelecek bir daha? diye mütemadiyen düşünür mü? hayır düşünürken kadının hayalini çeşitli kirli fantezilerine kurban eder mi? Bu kişi Zebercet'se, hayatta bir otelinden başka kimsesi olmayan, oteli işletmekten başka bir gayesi olmayan bir adamsa düşünmemesi ayıp. Açık konuşmak gerekirse üzüldüm ben bu adamın içler acısı haline.Acınası bir hayat. Acınası bir ölüm? (yazar burada farzı misal yapmıştır ya da yapmamıştır artık onu okuyun da kendiniz görün)

Kitabın 1973 yılında Bilgi Yayınevinden çıkan ilk baskısı

     Ne yalan söyleyeyim Zebercet'in kendisini yahut yaptığı iğrençlikleri değil, ama bir tip olarak ben de bıraktığı izlenimin canlılığını, uyandırdığı hislerin, düşündürdüğü düşüncelerin gerçekçiliğini sevdim.Ha unutmadan bir de ismini sevdim.Ne ilginç bir isimdir o! Zebercet! adeta tam bir zebercet!

     Kitabın dili ise ilk başta çok akıcı, havasına daha ilk sayfadan kapılıp gidiyorsunuz ama sona doğru ne yalan söyleyeyim bende kopmalar başladı. Araya Zebercet'in hayal dünyasından, anılarından, çevresinden insanlar girmeye başladı üstelik herbiri birbirine karışmış halde, Zebercet'in zihninden akıp gittiği şekilde anlatılmış.Ben kitapta tam anlamıyla bir bilinçakışı tekniği kullanıldığı kanısındayım.Hayaller, rüyalar, düşünceler, görüntüler, o an etrafta bulunanların konuşmaları hepsi bir cümle içinde Zebercet'in zihninden dökülüp bizlere geliyor. E haliyle bilinçakışı tekniğiyle anlatılmak istenenleri sınav zamanı iyice salı pazarına dönen beynimde toparlamam zor oldu.Sanırım daha sakin bir kafayla çok daha güzel okunabilecek bir kitap.

    Bir de tavsiyem bu kitabı bunalımlı gününüzde okumayın, sanki yeraltı edebiyatına ait bir kitap okuyormuş kadar bunaldım, sıkılma anlamında olanından değil bildiğin ruhi anlamda bunalıma girdim, daraldım, yeter dedim! ehm tamam sakinim, sorun yok.''Dikkat Bunalıma Sokabilir'' gibi bir uyarı da düşselerdi ya, daha hazırlıklı olurduk en azından.Neyse ,siz derseniz ki 'ben zaten bunalımdayım hazır bunalımdayken bunu da okuyayım, tek bunalımla kalmayıp bunalımlardan bunalım beğeneyim ya da ikisi bir arada çıksın gitsin' bu durumda diyeceğim tek şey; okumadıysanız hemen alın okuyun , okuduysanız bir daha okuyun oh mis.


Kitabın bir de filmi var lakin bilgisayarımı güvenli mod'da çalıştırmak zorunda kalan biri olarak filmi izleme şansım yoktu, hele sınavlardan hiç mi hiç yoktu.Kitaplardan sonra filmini izlemenin doğru ve güzel bir eylem olduğunu düşünen mahluklardan biri olarak kitabın hemen ardından filminin de izlenmesi gerektiğini düşünüyor, ''Anayurt Oteli''nden çıkarken yüzümü son bir kez ''Anayurt Oteli''ne dönerek;

      Hoşçakal Zebercet!
      Hoşçakal ismine ve misyonuna rağmen daha sahibine bile yurt olamamış Anayurt Oteli!

diyerek bu bahsi burada kapatıyorum.

Herkese bol kitap okumalı günleeer!

(Not: Yalnız filme şöyle bir gözucuyla baktım da Otelin içi tam hayalimdeki gibiydi, yoo bunu övünmek için söylemedim sadece söyleyeyim dedim, aman iyi tamam gidiyorum ben ) :)





7 Mayıs 2014 Çarşamba

KİTAP 8 # KIRMIZI ZAMAN - MİNE SÖĞÜT


KIRMIZI ZAMAN
Mine Söğüt

Yapı Kredi Yayınları
4.baskı 2012

       Mine Söğüt, Pinuccia'nın yazar ayları etkinliği sebebiyle okuduğum yazar oldu.Ne yalan söyleyeyim daha önce ne ismini duymuş ne de kitaplarından haberdar olmuştum.Kendisiyle bu etkinlik vasıtasıyla tanıştım, tanıştığıma ise gerçekten çok memnun oldum.

      Yazarın Kırmızı Zaman adlı kitabı ilk tercihim oldu. Bir yandan kitabı okurken bir yandan da Mine Söğüt'ü bu zaman kadar tanımadığım için kendime kızdım, bu kadar güzel yazarlarımız varken gereksiz kitap ve yazarların gereğinden fazla popüler olmasına bin kat daha kızdım.Tercih efenim tercih naparsınız... diyemeyeceğim maalesef, tercihler kadar insanları o tercihlere yönlendiren reklamlar, çevre, kültür, zihniyet de önemli.

     Her neyse efenim, uzun zamandır okuduğum en farklı, beni içine çekip alıp bilmediğim zaman ve mekanlara götüren, samimi, akıcı ve okudukça okuyasımı getiren bir kitap oldu Kırmızı Zaman.Kitap boyunca not etmediğim yer kalmadı.Anlatımının akıcılığında, düşünce fırtınalarına kapılıp yeni yeni ufuklara sürüklendim.Sürüklendikçe, kitapla birlikte kırmızı zamanları, masalın büyüsüyle gerçeğin çirkinliğinin harmanlandığı mekanları, gerçekle masal arasında sıkışıp hayata ucundan tutunan insanları keşfettim.

*

   
    Çarpıntılı Balat kıyıları...
    Küçük kayıklarına anne ilgisiyle sarılıp, zımparalarıyla kayıklarını okşayan balıkçılar...
    Deniz kızları, cellatlar...
    Küsünce rengi solan kayıklar...




''Haliç kıyısındaki balıkçılar kayıklarını boyarken konuşmazlar, çünkü yanlış bir şey söyleyip rengi soldurmaktan korkarlar''

     Kitap birçok bölümlere ayrılmış ve her bölümde bir karakterin hayatı üzerinden gidip en sonunda tüm karakterleri bir puzzle'ın parçasıymışçasına birleştirmiş.Ayrıca her bölümün başında, o bölümün kilit noktasını oluşturacak kavramın sözlük bilgisi ve o kavramla ilgili kelimelerin sözlük bilgilerine yer verilmiş.Kitaba ayrı bir tat vermiş olan bu kısım; ekstra genel kültür bilgileri de içermesi açısından benim severek okuduğum başlıca yer oldu.
     
     Kitabın adı olan '' Kırmızı Zaman'' ise hem kitapta yaşanılan hayatların cinai kırmızılığını hem de her bölümde gerek Zaman gerek Kırmızı kavramlarına yapılan vurguları alıntılıyor.
Kitaptaki karakterler ise, gerçek olamayacak kadar masalsı, masal olamayacak kadar da gerçek. Zaten kitaptaki her mekan, her olay, her karakter gerçek ve masalın birbirini gölgeleyip, aynı zamanda birbirinin ying yang'ı olması üzerine kurulmuş.Karakterlere bile bakmak bunu görmek için yeterli:

     İster kolonya ister içki her neviden alkol ve çiğ balık en büyük ziyafeti , dermeçatma kulubesine ve boynuna sardığı halatlar en büyük tutkusu olan, eski Bizans'ın gizli dehlizlerinin üstündeki iskelede virane bir kulubede var olmaya çalışan kimi kimsesi olmayan, gerçeklerin çıldırtan gücünden deliliğin naif kollarına sarılmış berdüşt Halat Niyazi...

     Halat Niyazi'nin dediğine göre sur dibindeki varlığı sır bir dehlizden, yaşlı bir cin gibi aniden çıkıp geliveren,  tüm balıkçıların rüyalarını süsleyen kıpkırmızı kayığından başka kimseyle konuşmayan, kedilerden başka kimseyi kulubesine konuk etmeyen, kim olduğu nerden geldiği, arasıra kaybolup nerelere gittiği bilenmeyen bu yüzden evliya gözüyle bakılan Zaman Dayı...

     Çekyatı, annesi kendisini doğurmasına ramak kala çöplükte bulunmuş, bu sayede bir döşeği bile olmayan bu evde kendisinden önce doğarken nem ve soğuktan ölen 2 kardeşine inat bu çekyatla hayata tutunmuş, tutunmuş ama her şeye alerjisi olarak da  fakirhane evlerinde kapana kısılarak yaşamak zorunda kalmış, babasının ekmek parasını çıkardığı çöplüklerden bulup getirdiği kitaplarda arkadaşlığı bulmuş,Kırmızı zaman adlı kitap ile de yazgısı değişene kadar adı gibi bir yazgıya sahip olan 12 yaşındaki Hüsran...

     Deli bir annenin ilgisizliği, annesi ve kendisini küçük yaşta terketmiş babasının ölümünü haber aldıktan sonra cesedinin ve gerçekten de parçalanarak mı yoksa başka şekillerde mi öldürüldüğünün peşine düşmüş, hayatını acil servislerde başlarının acılarını izleyerek kendisininkini değersizleştirmeye adamış, belki olur da ölmemişse babasının cesedinin de elbet birgün yolu acil servise düşer diye beklemeye dalmış, kendi korkulu dünyasına hapsollmuş Botan...

     Hem yahudi, hem çingene olan iki ayrı ailenin yasak aşk meyvesi olarak istenmeyen çocuğu olarak; büyücü, falcı babannesinin kucaklarında yetişmek zorunda kalmış, birgün şans eseri girdiği dehlizin sonunda kendini gelecekte kimsesizlerin ama şimdi cellatların olan mezarda bulmuş ve o andan itibaren cellat olmaya heveslenip, Osmanlının adı sanı tüm topraklara yayılmış adaleti ve işkencesiyle en ünlü celladı olmuş asıl adı Leon olan kalbi temiz eli kanlı Deligavur...

    Ve daha nice ıstıraplarla, dramlarla yoğrulmuş ama yaşamak için çareyi gerçeklerden kaçıp masallara sığınmakta bulmuş insanlar..

''Gerçeğin içinde gerçeküstü, gerçeküstünün içinde de gerçek vardı ve birbirlerini sarıp sarmalamışlardı.O yüzden gerçeküstünün peşinden giderken gerçeğe takılıyordu insanların ayakları ve gerçeğin peşinden giderken de gerçeküstüne.Tıpkı ölümün peşinden giderken hayata, hayatın peşinden giderken ölüme takılması gibi ayakların... aklın...kaderin...''

     İşte böyle harika bir kitap, kitabı okudukça ilginç şeylerle karşılaşacak,sırların en değerli hazineden daha özenlice saklandığı bu dünyada insanların hangi sırlara vakıf olduklarını, bu insanların hayatlarının nasıl bir noktada kesiştiğine tanık olacaksınız.Merak etmeyin bunların çoğunu kitabın girişlerinde karakterleri tanırken öğreneceksiniz.Yani kitaba siz başlamadan ben kitabı bitirmedim, asıl bundan sonra kitap başlayacak ve Kırmızı Zaman'ı yaşayacaksınız.Kitabı çok büyük içtenlikle hepinize tavsiye eder, herkese keyifli okumalar dilerim :)



Yazarın okuduğum / başta okumak istediğim önerebileceğim kitapları: Beş Sevim Apartmanı, Deli Kadın Hikayeleri, Madam Arthur Bey ve Hayatındaki Her Şey, Darbeli Kalemler, Dolapdere-Kürt Kediler Çingene Kelebekler, Şahbaz'ın Harikulade Yılı 1979, Adalet Cimcoz vs.

*Resim değişti.com'dan alınmıştır.



5 Mayıs 2014 Pazartesi

KİTAP 7 # FAHRENHEİT 451 - RAY BRADBURY



FAHRENHEİT 451
/FAHRENHEIT 451

Ray Bradbury

Çeviri: Zerrin Kayalıoğlu / Korkut Kayalıoğlu
İthaki Yayınları
2.Baskı 2007

     Kitapların yasaklandığı bir dünya...
     Kitapların yakıldığı bir dünya...
     İnsanın kendi öz varlığına karşı savaş başlattığı bir dünya...
     Düşündükçe tüylerim ürperiyor...
     Yazarken en büyük korkularım benliğimi titretiyor...
     Bunlar olamaz! olmamalı! derken birden anımsıyorum insanların köşebucak kaçtığı o gerçekleri; Güneşin insanın karanlığına gömüldüğü o karanlık zamanlardaki vahşetleri...

     Tüm bunları yaşatan, düşündüren, düşündükçe çıldırtan ''titre ve kendine gel!'' mantığını bas bas kulaklarımıza çığlıkla haykıran bir kitap! Hayır, hayır bu bir kitap olamaz! Bu bizim en büyük korkularımızın karşımızda vücut bulmadan önce bizi uyarmaya gelmiş en üstün insanların birinden bizlere bir hediye!

     Ray Bradbury! geleceğin karanlığı bastırmadan önce elinde meşalesi ''Fahrenheit 451'' ile bizleri aydınlatmaya gelen, ''Kitaplarınızın yakılmasını, yok edilmesini, kendinizi yok etmek istemiyorsanız varlığınızın bir parçası olan kitaplarınıza sahip çıkın'' mesajı veren güzel insan!


    Kitapların yasaklandığı, yakıldığı, entellektüelliğin bir hakaret olarak görüldüğü, insanların insanlıklarından çıkıp kendi istekleriyle kitaplardan kurtulup aptal kutulara teslim olduğu, sevgiyi, mutluluğu, sorgulamayı, düşünmeyi ve var olmayı kısaca yaşamayı unuttuğu anlamını yitirmiş yitik bir dünya!


    İtfaiyecilerin söndürmek için değil; yakmak için, yakma zevkini tatmak için var oldukları ve bunu toplumu huzura (!) kavuşturmak adına yaptıkları, bunun için gerekirse insanı dahi yakmaya hazır oldukları bir dünya!

Nazi'ler tarafından yakılan kitaplar
    Evet bu kitap bir distopya!
    Peki ya  İskenderiye Kütüphanesi'nin yakılması?
    Bağdat Kütüphanesi?
    Onlar çok mu geride kaldı?


    Ya o ünlü 10 Mayıs 1933'te Opernplatz'da gerçekleşenler?
 
    Ah bu kadar olsa keşke!'Tüm bunlar distopya' diyip geçemeyeceğimiz, hakkında wikipedia'da koca bir konu başlığı açtıracak kadar derin ve önemli bir konu
Kitap Yakmak.Kitap yasaklamak, sansür ise günümüzün hala kanamaya devam eden yaraları.


     En iyi oksimoronlardan birini barındıran, ateşin karanlığa boğduğu bir dünyada, sansüre, otoriteye, totaliter, faşist yönetimlere sert eleştirisi ile en büyük darbeyi varlığıyla vuran Fahrenheit 451; sansürlenen kitaplardan biri olması ile de gerçek dünyada en iyi ironi örneklerinden biri.Ray Bradbury'i bu kitabı yazacak yetkinlikte ve cesarette kılan şey ise; böyle bir dünyanın var olması durumunda gözünü kırpmadan kitaplarıyla birlikte yakılmayı isteyecek kadar hayranlık duyulası bir kitap tutkunu olması.

Fahrenheit 451 filminden bir kare
    ''Fahrenheit 451'' hakkında ise söyleyecek o kadar çok şey var ki çünkü arka planında yaşanmışlıklar, her an yaşanan ve yaşanabilecek en büyük kabuslar var.Ama tüm bu gerçekler ışığı altında kitap hakkında sizin yerinize düşünüp, sorgulamayacağım.Ben düşündüm, sorguladım bir süre de etkisinden kurtulamayacağım; hatta ömrüm boyunca aklımdan silinmeyecek.Kitap okumayan kolay kolay bir şey kazanamamanın yanısıra çok şey kaybedecektir; belki çok iddialı ama''Fahrenheit 451''i okumayanlar ise daha da çok şey kaybedecektir!

     Şimdi okuma sırası sizde! ''Fahrenheit 451''i okuyun ve kendi yargınızı kendiniz verin. Zaten uzun bir süre etkisinden kurtulup başka bir şey kolay kolay düşünemeyeceksiniz, tabiki her kitabı var eden bir insan olduğu gibi kitapların binlerce insanı var ettiğinin, yok olan bir kitapla binlerce insanın yok olduğunun bilincinde iseniz...

''Belki de gerçeklerle karşılaşmak yerine, gerçeklerden kaçıp eğlenmek daha iyi.''

Guy Montag - FAHRENHEİT 451

''Eğer dünya kitap okumayanlarla, öğrenmeyenlerle, bilgisizlerle dolmaya başlarsa, kitapları yakmak zorunda kalmazsınız, değil mi?''

Ray Bradbury (1920-2012)

Kitapların yakılması ve yasaklanması ile ilgili, izlemenizi şiddetle tavsiye edeceğim 4 dklik kısafilmi de ekliyorum.İyi seyirler...

video

Yazarın okuduğum / başta okumak istediğim önerebileceğim kitapları: Yakma Zevki, Resimli Adam,Mars Yıllıkları, Uğursuz Bir Şey Geliyor Bu Yana, Eve Dönüş, Şimdi ve Daima


3 Mayıs 2014 Cumartesi

KİTAP AYRACI YAPMACA 2 #

       Yine mi ayraaaaaç? Aynı soruyu ben de kendime soruyorum.Her nedense hep ders çalışırken başımın etrafında binbir fikir baloncuğu oluşuyor, bu baloncukları elimle ne kadar dağıtmaya çalışırsam da yok olmuyor, bir türlü dağılmıyor! Çatal mızrakla dürtülüyorum adeta!:
 ''Ders çalışmaaaa, sınıfta kaaaaaalll, bak sana ne cici fikirler sunuyorummm!!''

       Ben de insanım sonuçta dayan dayan bir yere kadar, bir dayandım iki dayandım yok! en sonunda film koptu.Aklımda en son kalan fikri eyleme dönüştürmek için yine harekete geçtim.Oturdum, ince belli çayımdan hüpletirken bir yandan da netten uzay araçlarının çizimlerini araştırdım ve en ayraç olmaya müsait olanlardan birini seçtim.

       Nasa'ya ait bir uzantıdan gördüğünüz uzay aracını buldum.Araca ait bilgiler ise şöyle:

Name of Image:
Space Shuttle Drawing
MIX #:
9135554
NIX #:
9135554 MSFC-9135554
Date of Image:
2004-04-15
Category:
Space Shuttle Projects



Öncelikle yapmak için gereken malzemeler;
  • Çeşitli renklerde A4 boyutunda renkli kağıtlar,
  • Kalem, Silgi, Keçeli Kalem, Makas, Uhu, Kağıt kitap ayracının kalınlığında bir karton (ben eski defterlerimden birinin kapağını kestim)

Uzay aracını çalakalem beyaz kağıda çizdim.Daha sonra uzay aracının hangi alanını ne renk yapmak istiyorsam o renk kağıdı yandaki taslak kağıt üstüne koyduktan sonra ilgili alanı renkli kağıda çizdim. (tabi bunlar için kopya kağıdı kullanabilirdim ama yoktu maalesef, böyle yapmak zorunda kaldım).
Her bir alan için her bir renkli kağıda ilgili alanları çizdim.Bir kısmını yandaki resimde görebilirsiniz.Daha sonra tüm bu şekilleri özenle kestim.
Kestiğim parçaların hepsini kabataslak bir araya getirdim.Bakalım nasıl görünecek diye, gördüğünüz üzere ortaya en hurda uzay aracı çıktı :) Açıkçası ben uzay aracı ayracımın renkli olmasını istedim, eğer siz de yapacaksanız tercihlerinize göre çok farklı kağıtlar da bulup kullanabilir, aracı metalik bile yapabilirsiniz.
Neyse efenim devam edelim biz.İşte bu gördüğünüz hurda yığınını, muhteşem mühendislik çabamla (!) tekrar bir araya getirip çalıştırma girişimimde ilk hamlem tepedeki kırmızı bölgeyi ,defterimin kestiğim kağıt karton kapağına yapıştırmak oldu.Sırayla diğer bölgeleri yapıştırdım.Hepsini yapıştırdıktan sonra uzay aracımı aya fırlatmak üzere bulunduğu karton alandan ayırmaya başladım.En sonunda siyah keçeli kalemle çizgilerin üzerinden geçtim.Çaktırmadan araca bayrağımızı çizip  ülkemizin adını da yazdım :) Artık Uzay aracım Ay'a doğru yola çıkmaya hazır!
3
2
1
ve  FIRLAAAATTT!! ( fırlamadı tabiki :(  neyse canım kitaplarımı okurken ben de hayali yolculuklarımı yaparım ayracımla )



Ayracı yaparken değil, etrafa dağılan kağıt krpıklarını toplarken sıkıldım ama değdi doğrusu bir tane daha ayracım oldu!!!
 hem de el emeği göz nuru :) 

Bu arada ben şu an Ay'dayım, Naber Dünyalı? :P


Not: Tüm bunları yapmama ne gerek var, ilgili resmi bilgisayarda boyar sonra da yazdırırım diyebilirsiniz ve bu şekilde de yapabilirsiniz aklınızda bulunsun, ama ben her aşamayı kendi ellerimle yapmayı seviyorum yani tamamen kişisel bir tercih :)

1 Mayıs 2014 Perşembe

KİTAP AYRACI YAPMACA 1 # =)


     Kitaplar kadar ayraçlar da önemli.Kimimizin kütüphanesi kadar zengindir ayraç koleksiyonları, kimimiz ise aldığı birkaç ayraçla götürür okuma maceralarını, kimisi ise ayraç almaz, o an eline ne geçerse tıkıştırıverir kitabın içine (ki ben de arada yaparım bunu) bir de kitabın sayfasını kıranlar var ki bu arkadaşlara sadece çağrıda bulunabilirim:
Lütfeeen!! kırmayın o sayfaların ucunu, bir fiş, gazete parçası bir şeyler tıkıştırıverin kaldığınız sayfaya!! :)
 Kimisi ise ayraçlarını kendi yapar ve en çok hayranlık duyduğum ve kıskanarak baktığım bu okurlardır.

      Bugün ders çalışmaktan sıkılırken kafamda bir ampulun yanmasıyla nette gördüğüm bir ayracı yapabileceğimin farkına vardım (zaten hep sınav zamanları yaratıcı hayalgücüm devreye girer,ders çalışmayayım da ne olsa yaparım der gibi bir yapım var) ve bir sıçrayış elimdeki kitapları, notları etrafa saçarak malzemeleri toplamaya başladım.Şimdi adım adım anlatacağım, elinizdeki malzemelerle siz de rahatça yapabilirsiniz.

Şu an gördüğünüz netten bulduğum ve yapmaya giriştiğim şirin ayraç.

İhtiyacım olanlar ise:


  • Bir sayfalık ders notu (evet katlettim notlarımı!):)
  • Bir adet kahverengi saman kağıdı (adını tam bilmiyorum Trabzon'da bir kırtasiyede keşfedip almıştım)
  • Bir tane kullanmadığınız kağıt ayraç( kitapçılarda ve fuarlarda ücretsiz verilen cinsten)
  • Kalem, silgi, uhu, makas,maket bıçağı.


Öncelikle yanda gördüğünüz gibi ayracı kısaltarak kenarları oval olacak şekilde kestim,daha sonra ders notu sayfasının en bol yazılı yerine getirip hiç cetvel kullanmadan kenarlarından kalemle giderek kopyaladım ve kestim. 
Aynı işlemi kahverengi olan saman kağıdına da yaptım ama bu sefer kesmedim.İçine bulut, yağmur damlası gibi düşen kalpler ve alt kısmına da bir koyun çizdim:)Kahverengi saman kağıdının altına, sert olması için gözden çıkardığım bitmiş bir defteri koydum ve maket bıçağının ucunu çok küçük açıp sabitleyip çizim yapar gibi çizgilerin üzerinden yavaşça geçtim.
Önce bulutları, daha sonra kalpleri ve daha sonra kavurma yapmak üzere koyunu kestim :) (yalnız koyun bulut gibi olacak, ayaklarının ve boynuzunun daha sonra üzerinden keçeli ile geçeceğiz, yüzünü kesip ekleyeceğiz) ve böylece ayracın iç kısmının kesim işlemini bitirdim.Daha sonra da dış kısmından kesip kalıbı çıkardım.
Önce ilk kestiğim ders notunu daha sonra da gördüğünüz kalıbı ilk başta kestiğimiz ayracın üzerine yapıştırdım.Koyunun yüzünü çizip kesmiştim onu da yapıştırdım.Koyunun ayaklarını, gözlerini, ağzını siyah keçeli ile üzerinden gitmek suretiyle belirginleştirdim.Boynuzlarını ise kahverengi keçeli ile boyadım.
En son, kestiğim kalpleri de kahverengi ile boyayıp  diğer kalp damlalarının yanlarına yapıştırdım.Ayracımı son kez kahverengi saman kağıdının üzerine getirip tekrar kenarlarından kalemle geçerek çizdim onu da kestim ve ayracın arkasına yapıştırdım.Böylece sevdiğim birine hediye etmek üzere hazırladığım bu ayracı bitirmiş oldum.
Delgeç kullanıp ortada bir delik açıp kahverengi bir püskül de ekleyebilirsiniz.Ayrıca arkasına çok sevdiğiniz bir yazardan alıntı yapabileceğiniz gibi kendinize ait bir şiir,söz de yazıp kullanabilir yahut sevdiğiniz birine hediye edebilirsiniz.

İşte bu da son hali. Güle güle kullansın sahibi <3 :)




Son olarak eklemek istediğim şey; sinema, tiyatro, resim sanatla ilgili katıldığınız gösterimlerin biletlerini üzerinde çeşitli oynamalarla güzel ayraçlar yapabilirsiniz.Hatta anı değeri taşıyan yediğiniz bir yiyeceğin, içtiğiniz bir içeceğin kabının bir parçasını da ayraç yapabilirsiniz.Ben devam eden günlerde ayraç yapmacalara devam edeceğim, size de tavsiye ederim.

Hepinize boool ayraçlı, kitaplı günleeer:)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...