23 Aralık 2014 Salı

KİTAP 31 # KANATLARIN OLMASIN - RAY BRADBURY/ ARTHUR C. CLARKE ve diğerleri



KANATLARIN OLMASIN

Ray Bradbury
Arthur C. Clarke
William Tenn
L.E. Carroll
Mack Reynolds, Fredric Brown
Mary Frances Zambreno
Syne Michell

Çeviri: Adalet Celbiş

Ve Yayınları
Tür: Bilim Kurgu
116 sayfa

    ''Bilim kurgu okuyucusu geleceğin insanıdır.''

     Kitabın böyle de bir muhteşem girişi var. Metis Yayınları'nın bu husustaki düşüncesi ise şöyle ;

   ''İyi bilim kurgu iyi edebiyattır.''

      Bu iki sözü sentezlersek o halde;

     ''İyi bir bilim kurgu okuyucusu geleceğin insanı olması yanı sıra iyi bir edebiyat zevkine de sahiptir.''

     Kanatların Olmasın, kısa ama etkileyici öykülerden oluşan güzel bir kitap. Kitaptaki öyküler yer yer bilim kurgu özelliği gösterirken yer yer fantastik ve post-apokaliptik bir yapı ihtiva ediyor. En beğendiğim öyküler ise işte bu post-apokaliptik dünyada geçen öyküler oldu.

      Kanatların olmasın 8 yazar tarafından yazılmış toplam 10 öyküden oluşuyor. Öykülerini kitapta görmekten çok memnun olduğum iki yazar da var : Ray Bradbury ve Arthur C. Clarke.

Kitapta yer alan tüm yazarlarımız ve öyküleri ise şöyle;

1- Nuh'un Çocukları---------------------------------William Tenn
2- Şeytanın Avukatı----------------------------------Syne Mitchell
3- Kanatların Olmasın--------------------------------L.E. Carroll
4- Tebessüm-----------------------------------------Ray Bradbury
5- Ejderha-------------------------------------------Ray Bradbury
6- Kara Paradoks----------------------------------- Mack Reynolds / Fredric Brown
7- Bir Günlük Yaz-----------------------------------Ray Bradbury
8- Ateşli Kabus--------------------------------------Ray Bradbury
9- Bir Çıkış Yolu-------------------------------------Mary F. Zambreno
10- Şafakta Karşılaşma------------------------------Arthur C. Clarke


     Kitabın içindeki öykülerin çoğu gördüğünüz üzere Ray Bradbury'a ait öykülerden oluşuyor. Ve diğerleri alınmasın ama en zevk alarak, merak ederek, vay canına nidalarını atarak okuduğum öyküler de bu öyküler.

     Kitapta konu itibariyle yok yok: Şeytanın avukatından tutun da, zaman yolculuğu yaparak gelecekten günümüze  gelen bir yolcunun hüsranla sonlanan yazgısı, ruhunu şeytana satanların çokluğundan satın alacak ruh bulmakta zorlanan ve en fazla yeni bir bilgisayar karşılığı ruhunuzu satın almak isteyen melekler, yedi yılda bir güneşin doğduğu ve diğer günlerin hep yağmurlu geçtiği venüs gezegeninde güneşi görme arzusuyla yanıp tutuşan bir küçük kız, uygarlığın insanların eliyle yok edildiği bir çağda uygarlığa ve uygarlığa ait tüm değerlere, nesnelere kin kusan bir nesil ve bu neslin çoktan unuttuğu değerli bir gülümseme ve daha önce Üç Robot Yasası'nda da beğeniyle okuduğum Arthur C. Clarke'a ait bir hikaye.


     Kitabın içindeki bir öyküye, fikir verici olması açısından kısaca değinmek istiyorum, değineceğim öykü ise kitaptaki ilk öykü ve bu yüzden tarafımca burada paylaşılmaya uygun görüldü yoksa tekrar vurgulamak gerekirse kitaptaki en sevdiğim öyküler Ray Bradbury'e ait olanlardı.

                                                                                                                       Nuh'un Çocukları - William Tenn

    Bu öykü post-apokaliptik bir dünyada geçiyor. Her neviden bombanın her an insanların üstüne yağabileceği, kıyameti tekrar tekrar yaşamak zorunda kalan bir dünya. Bu yüzden insanlar yer altına beton ve kurşun kaplı sığınaklar yaptırıyorlar ve Silo adlı kitaptaki gibi hidrofonik bahçeler kuruyorlar. Öykümüz ise bir babanın çocuğuna 3dk içinde yer altına inşa ettiği sığınağa yeryüzünden inmesini sağlamaya yönelik yaptırdığı talimlerle başlıyor. Çocuğu ancak 3dk. 13 saniye içinde bu sığınağa varabiliyor, bu ise çocuğun babası tarafından fazlasıyla paylanmasına neden oluyor. Neden mi?

''Büyük kapılar kapanmış olacaktı. Sen dışarıda kalacaktın. O zaman sana ne olacaktı? Kes ağlamayı, bana cevap ver!''

''Bombalar düşecekti, ben... ben saklanacak bir yer bulamayacaktım. Bir kibrit başı gibi tutuşup yanacaktım. Benden geriye toprakta gölgemin şeklinde bir siyahlıktan başka bir şey kalmayacaktı.Ve....eğer şeyse...''

''Radyoaktif toz ise?''

''Eğer bomba değil, radyoaktif toz ise bütün derim bedenimden ayrılacaktı ve ciğerlerim yanacaktı.Baba lütfen, bir daha yapmayacağım!''

''İçinde, dışında, her yerinde korkunç acılar. Alarm verildiğinde bodruma ulaşmakta geç kalırsan sana işte bunlar olacak. Üç dakikanın bitiminde kim dışarıda kalırsa kalsın, kim kalırsa kalsın, kumanda kollarını indiririz ve bodrum mühürlenir. Anladın mı Saul?''

     Ve öyküde korkulan başa geliyor. Düşen bir bombayla 3 dakikalık ölüm kalım savaşı başlıyor ve biz de yapılan talimlerin ne kadar işe yaradığını bu olayla görme fırsatını yakalıyoruz.

     Kitabın şu an basımı yok lakin pdfsini bulabiliyorsanız okumanızı içtenlikle tavsiye ederim. Kitap çok kısa bir zamanda bitiyor ve siz de bu kısa zamanda uzun soluklu bir eğlenceli vakit geçirmiş olmanın mutluluğuyla kitabı tozlanmaya fırsat bulamamış rafındaki boşluğa, yüzünüzde nedenini sadece sizin bildiğiniz şeytani bir sırıtışla bırakıveriyorsunuz ta ki bir sonraki gün istemsiz bir dürtüyle elinize geri alana dek.

Herkese keyifli okumalar...

6 Aralık 2014 Cumartesi

KİTAP 30 # CİNSEL ŞİDDETİ ANLAMAK - DIANA SCULLY




CİNSEL ŞİDDETİ ANLAMAK
TUTUKLU TECAVÜZCÜ ERKEKLER ÜZERİNE BİR İNCELEME

/ UNDERSTANDING SEXUAL VIOLENCE

A STUDY OF CONVİCTED RAPISTS

Diana Scully

Çeviri: Şirin Tekeli

Laleper Aytek

Metis Yayınları

Tür: Araştırma- İnceleme

213 sayfa


      Son zamanlarda okuduğum en çarpıcı kitaplardan biri oldu Cinsel Şiddeti Anlamak. Hele de her türlü şiddetin çevremizi sardığı, her gün yeni bir şiddetin kurbanı olanlara dair haberlere tanık olduğumuz şu günlerde şiddetin her nevisini anlamaya, nedenlerini tespit etmeye ihtiyacımız olduğu kesin. Kitabımız birçok çeşidi olan şiddetin adından anlaşılacağı üzere, en sık yaşananlardan ve kadınların en çok korktuğu şiddetlerden biri olan cinsel boyutunu tutuklu tecavüzcü erkekler üzerinde yaptığı araştırmalarla incelemiş. İncelemesini yaparken kontrol grubu olması açısından da cinsel suça karışmamış diğer tutukluları incelemesine dahil etmiş.Kitabın ilk bölümünde yazar, araştırma sürecini ve bu süreçte yaşadığı zorlukları, tecavüzcü erkeklerin nasıl bir yöntemle seçildiğini, onlarla ropörtaj yaparken güvenilir olmak ve tecavüz suçlarına karışan mahkumların yaşadıklarını anlatmaları için gereken samimi ortamı oluşturmak için gösterdiği çabaları, konuyu incelerken izlediği yöntemi ve ele alış bakış açısını uzun uzun anlatmış. Her şeyden önce neden tutuklu tecavüzcü erkekler? diye sorabilirsiniz. Yazarın buna cevabı ise şöyle;

''Cinsel Şiddet taşıyan erkek dünyasına ulaşabilmek için tecavüzcü erkeklerle, yani bu işin  uzmanlarıyla doğrudan ve deneysel bir ilişki içine girmek gerektiğine inanıyordum (bugün de inanıyorum). Kamuoyu araştırmaları ve resmi kaynakların istatistik verileri cezaevlerindeki erkeklerle bire bir gerçekleştirilecek gözlem ve konuşmalar sonunda elde edilebilecek bilginin kapsam ve derinliğine ulaşamazdı.''

 
     Yazarımız konuyu salt bir kadın sorunu olarak ele almamış, hatta en yaygın ele alınış şekli olan cinsel şiddeti patolojik ya da psikiyatrik bir sorun olarak gören modeller bağlamında da değerlendirmemiş. Tam tersi sorunu özelde erkeklerin sorunu , genelde ise toplumun ataerkil yapısının erkeklere ve kadınlara toplumsal olarak atfettiği rollerden kaynaklanan bir sonuç olarak değerlendirmiş. Feminist bir sosyokültürel bakış açısıyla incelediği konu hakkında kitabında alıntıladığı kaynaklar ve tutuklu tecavüzcüler üzerinde yaptığı araştırma sonunda elde ettiği veriler yazarın haklılığının dikkate şayan olduğunu gösteriyor.

     Öncelikle tecavüzcü erkekleri iki grup altında değerlendirmiş:

1- Tecavüz ettiğini kabul eden erkek mahkumlar
2- Tecavüz ettiğini inkar eden erkek mahkumlar

     Bu iki gruba dair bulunan bulgular gerçekten çok ilginç. Tabiki burada hepsini alıntılamayacağım ama birkaç önemli noktaya da değinmek istiyorum.

     Yazar, tecavüzü kabul eden ya da inkar eden erkeklerin tecavüz kalıpyargılarına kuvvetle inandıklarını, toplumun getirdiği bir bakış açısıyla kurbanın geleneksel toplumsal cinsiyet rol davranışı standartlarına uymadığı, örneğin içki içtiği, otostop yaptığı durumlarda meydana gelen cinsel şiddeti tecavüz olarak görmediklerini belirtmiş. Ki kitabı okudukça görüyorsunuz ki cinsel şiddetin kurbanlarının alışveriş sonrası arabasına binmeye çalışan otoparktaki yalnız bir hamile kadın, yahut evinde tek başına gece vakti uyumakta olan bir kadın, gündüz vakti yolda yürüyen veya arabası yolda kaldığı için otostop çekmek zorunda kalan bir kadın olduğunu görmek ise cinsel şiddetin yukarıdaki gibi ilkel bir açıklamayla tanımlanamayacağını gösteriyor. Kısaca kurbanı suçlama gibi tecavüzü başkalarının gözünde haklı kılmak için tecavüzü tartışmalı kılan anlatımlara kaçmak sorunu anlamak için bir çaba değil sadece suçu ve nedenlerini gözardı etmek için bir bahanedir.

   
TECAVÜZ: KURBANIN SUÇLU GÖRÜLDÜĞÜ TEK SUÇTUR.
     Yazarın da değindiği gibi işin en trajikomik yanı kurbanları, ne bilinçli ne de bilinçdışı olarak tecavüz edilme isteği taşıyan ''Gerçek Kurbanlar'' ile, içten içe tecavüze uğrama yolunda mazoşist bir ihtiyaç duyan ''Profesyonel Kurbanlar'' olarak ikiye ayıran bir kategorinin psikoanalitik literatürde yer bulması.İşte yazar kitap boyunca işin bu kadar basit ve yüzeysel olmadığını, sonuç odaklı düşünmek yerine doğru nedeni tespit etmek gerektiğini ortaya koymaya çalışmış.Yani kadının etrafında odaklanan çözüm yolları yerine sorunun temeline inmeyi, tecavüz eylemini gerçekleştiren erkekler ve erkek ile kadının rolünü biçimlendiren bu toplumda ve toplumun bakış açısında aramak gerekliliğini sıklıkla vurgulamış.
Tecavüz eden erkeklerin akıl sağlığı yerinde olmadığı için bunu yaptığını iddia eden patolojik bakış açısına ise en büyük argümanını, kontrol grubu ile elde ettiği sonuçlar bağlamında ileri sürmüş.

''Elimizdeki veriler erkeklerin ne 'hasta' oldukları için tecavüz ettikleri yaygın tezini desteklemektedir ne de bir grup olarak tecavüzcülerin akli dengelerinin diğer grup suçlulardan daha bozuk olduğunu ortaya koymaktadır. Daha açık söylemek gerekirse, tutuklu tecavüzcüler akıl sağlığı sistemiyle kontrol grubundan daha fazla ilişkiye geçmiş değillerdi.''

      Bu noktada yazar tecavüz mahkumlarının çocukluklarını anne ve baba ile olan ilişkilerini, çocuklukta bir cinsel tacize uğrayıp uğramadıklarını incelemiş ve  yaygın olarak tecavüz suçlarında ''anne''ye yüklenen anlamlara ve suçun anne ile olan ilişkilerde aranmasına yönelik çabalara da gerekli cevabı vermiş.

''Bu soruyu yanıtlamaya yönelik bir yaklaşım, bu araştırmadaki tecavüzcülerin çoğunun ailelerinde şiddet, çocuk tacizi ya da cinsel anlamda kurbanlaştırmayı yaşamadıkları ortaya çıktığından, bu faktörlerin yetişkin cinsel şiddetini açıklamak için kullanılamayacağını söylemek olabilir.''

       Ayrıca Tecavüzün cinsel olarak dengesiz, cinsel anlamda yoksunluk ve hayalkırıklığına uğramadan kaynaklandığını iddia eden literatürün konuyu açıklamakta hem eksik hem de yetersiz kaldığını yine tecavüz mahkumlarına yönelttiği sorular ve elde ettiği sonuçlar itibariyle ortaya koymuş.

''...Yani, cinsel hayal kırıklığı/yoksunluk ve Psikopatlık tecavüzü açıklamakta pek işe yaramamaktadır.''

      Gelgelelim Tecavüzü inkar eden ve kabul eden mahkumlar arasındaki tespit edilen belirgin sistematik farklılıklara:

      Suçu kabul edenler genellikle suçlarıyla ilgili olguları değiştirmez ve suçu işlerken kullandıkları kaba kuvvetin, şiddetin miktarını gerçekte olduğundan daha az gösterirken, inkarcıların bazıları, suçlarını en azından daha tartışmalı gösterme kaygısıyla olayları yeniden kurgulama ve değiştirme yoluna gitmişlerdir.

       İnkarcılar görüşmelerde hiçbir zaman şiddet ya da tecavüz gibi sözleri kullanmazken, davranışlarının cinsel içeriğini vurgulamayı tercih etmişlerdir. Ayrıca davranışlarını haklı çıkarmak için, tecavüz yanlısı kültürlerinde var olan kadın kalıpyargılarından yararlandıkları gibi kurbanlarını hem tecavüze katılmış olarak göstermiş hem de tecavüzden onları sorumlu tutmuşlardır. Kurbanlarını karalama eğilimi inkarcılar arasında daha yaygın olmakla birlikte, suçu kabul eden erkekler arasında da birkaç suçlu, kurbanlarının kurban olmayı ''hak ettiklerini'' kanıtlamaya çalışmıştır.


TOPLUM TECAVÜZ ETMEMEKTEN DAHA ÇOK  TECAVÜZ EDİLMEMEYİ ÖĞRETİR.


      İnkarcıların anlattıklarında altı tema tespit ediliyor:

1- Kadınlar baştan çıkarıcıdır.
2- Kadınlar hayır derken aslında evet demek isterler.
3- Kadınlar sonunda 'gevşer ve bu işten zevk alırlar'.
4- İyi kızlara tecavüz edilmez.
5- Tecavüz önemsiz bir suçtur.
6- Maço ( kabadayı) erkek imajı.

      Yazar teker teker bu başlıkların ne kadar su götürmez şekilde hatalı ama suçun işlenmesinde suçu işleyen erkek açısından tecavüzünü haklı çıkarmada haklı bir araç olarak kullanıldığını araştırma sonuçları ve örnekler aracılığıyla net bir şekilde açıklıyor.

''Kültürümüzdeki genel geçer kalıpyargılara ek olarak, psikiyatri ve kriminoloji, özellikle bunun kurban-bilim altdalı, geleneksel olarak tecavüzü haklı kılan gerekçeler üretmişler ve bunu genellikle, tecavüze uğramış kadını kendi baştan çıkarıcılığının kurbanı olarak göstererek yapmışlardır. Bu ideolojik pencereden bakıldığında, cinsel saldırganlık sanki iki tarafın üzerinde anlaştıkları bir cinsel ilişki biçimiymiş biri görünmektedir.''

''Yaptıklarının tecavüz olduğunu düşünmediklerini iddia eden erkekler, tecavüz olayı sırasında cinsel saldırıyı erkeğin bir ayrıcalığı olarak görmekteydiler.Başka bir deyişle, çoğu silahlı olduğu ve hatta bu silahı kullandıkları halde yaptıklarını ağır bir suç olarak görmüyorlardı. Silah tehdidine rağmen, kadının karşı koymayışını onaylama olarak yorumluyorlardı. Onların bakış açısından, kurban bu işten önemli bir yara almadan kurtulduğuna göre, ortada tecavüz denebilecek bir olay yoktu.''

      Hırsızlık yapmak için girdiği bir evde evin sahibi kadına da tecavüzü fazladan bir avantaj olarak gören o kadar örnek var ki kitapta. Ayrıca tecavüz etmek için seçilen kadının çoğu zaman özellikleri için değil yanlış zamanda yanlış yerde bulunan bir kadın olması yazarın en başından beri savunduğu ve ileri sürdüğü gerekçelerin ne kadar da doğru olduğunu, tecavüzün kadının giyimi, davranışları vs. boyutuyla ilgili olmaktan çok daha farklı nedenlere dayandığını göstermesi açısından önemli.

      Cinsel şiddetin bir farklı boyutu olan ırkçı yaklaşım ve uygulamaya da değinmiş yazar. Amerika'da iç savaştan önceki ırkçı yasalar beyaz bir erkeğin siyah bir kadına tecavüzünde para ya da hapis cezasını verme yetkisini mahkemelerin inisiyatifine bırakılacağını öngörmüş iken, beyaz bir kadına tecavüz etmiş siyah erkeğin cezası ise ölüm olmuştur. Bu ayrımcı uygulamalar nedeniyle de ABD'de 1930'dan bu yana tecavüz nedeniyle idam edilen 453 erkekten 405'inin yani %89 'unun siyah olması şaşırtıcı olmasa gerek.

      Yazar kitabının sonunda cinsel şiddete maruz kalma durumuyla karşı karşıya kalan kişilerin olabildiğince yüksek sesle bağırmalarını, yardım istemelerini, fiziksel güç uygulamalarını tavsiye ediyor ve bunun suçlunun dikkatini dağıtmak, onu paniğe kaptırmak ve tecavüzden kurtulma açısından istatistiksel olarak işe yaradığını belirtiyor.



      Son olarak yazarın tecavüzün ve cinsel şiddetin önlenmesi açısından sunduğu naçizane öneriler ise şöyle;

''Ancak toplumda mikro ve makro düzeylerde yaşanacak derin bir toplumsal değişme, kültürümüz içindeki tecavüzü destekleyen unsurları ortadan kaldırabilir. İlk iş olarak, tecavüzü önemsizleştiren, yansızlaştıran ve cinsel şiddetin kabul edilip ödüllendirildiği bir kültür ortamında yaşamamıza sebep olan özür ve gerekçeleri kabul etmeyi  reddetmeliyiz. Kadınların tam olarak insanlar olarak haklarını sınırlayan ve bu haklara uygun olarak hareket etmelerini ve erkeklerle eşit olmalarını önleyen engeller ortadan kaldırılmalıdır. Aile içindeki şiddetin köklerinin kadınların yapısal bağımlılıklarında yattığını kabul etmeli ve dolayısıyla bu şiddetin daha büyük toplumsal sorunun sebebi değil, bir belirtisi olduğunu görmeliyiz.''




      Kitabı olabildiğince aktarmak isterdim lakin öyle bir kitap ki burada içeriğinin hepsine değinmek mümkün değil, Cinsel şiddet toplumsal yaralarımızdan en yaygın olanı. Bu bağlamda toplumdaki temel şiddetlerden biri olan bu yarayı anlamak ve tedavi etmek için bu kitabın alınıp okunması gerektiğini düşünüyorum. Bilhassa ülkemizde de tecavüzlerle ilgili vicdanımızı kanatan kararlar veren mahkemeleri, kararlarındaki gerekçeleri anlamak ve işin diğer ülkelerde de çok da farklı olmadığını görmek, cinsel şiddet açısından gerek ulusal gerek uluslararası bir ortak bilinç geliştirmek, cinsel şiddete karşı uluslararası bir birlik oluşturmak açısından bu kitap bir başlangıç. Kitabı sadece önermekle kalmıyor, bu kitabın çok önemli bir bilinç için bir adım önemli bir başlangıç olduğunu iddia ediyorum.

Herkese keyifli okumalar ve daha aydınlık yarınlar diliyorum.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...