25 Temmuz 2015 Cumartesi

KİTAP 35 # BİR PERİŞANLIK HALİ - MEHMET ANIL



BİR PERİŞANLIK HALİ

Mehmet Anıl

Can Yayınları
1.Baskı Aralık 2013

Tür: Roman/Hukuk
238 Sayfa

       Biliyorsunuz ki Can Yayınları her sene yaptığı 5 TL'lik kitaplar kampanyası ile gönülleri fethetmese de en azından bir sempati topluyor. ( Bu okur millletini memnun etmek zor iş azizim. ) Bir Perişanlık Hali de bu kampanyaya dahil kitaplardan biriydi. Mehmet Anıl'ı daha önce hiç okumamıştım. 2001 yılından itibaren edebiyatla aktif olarak ilgilenen yazar Pembe Otobüs adlı romanıyla da Yunus Nadi Roman ödülünü kazanmış.

       Peki ben bu kitabı neden aldım? Biliyorum nedenini merak etmediğinizi. İzninizle ben yine de anlatmak istiyorum. Kitabı aldım çünkü kitabın arka kapağını okuyup, içini biraz karıştırdığımda kitabın hukuki arkaplanda cezaevine düşmüş bir suçlunun Perişanlık Hali'ni işlediğini gördüm. Bir hukukçu olarak haliyle ilgimi çekti. Her film yahut dizide yapılan hukuki hataları ve açıkları arayan ben yine kötüniyetli üçüncü kişi olarak bu kitapta da acaba ne gibi yanlışlar bulurum hevesiyle kitaba dört elle sarıldım. Aldığım an itibariyle bir köşeye çöküp okumaya başladım. Ancak bulamadım. Bulamadığıma da sevindim ve kitabı büyük bir mutlulukla okudum. Av. Murat Moralı'nın hukuki danışmanlığı ve yazarın psikolog eşi Melda D. Anıl'ın katkısıyla kitap gerek hukuki açıdan gerekse karakterlerin derin psikolojik hallerini kurgulama açısından gayet başarılıydı.

''Sırf Kahramanların değil, Kaybedenlerin de hikayesi yazılsın!''

      Yukarıdaki şiarla yola çıkan yazar kitapta adı üstünde bir Perişanlık Hali'ni ele almış. Harun Gülmez adındaki karakterimiz aile fırınını işleten gariban, saf bir bekar Anadolu çocuğu. Sevgilisi ise uyanık, kentli ve çekici bir kadın üstelik daha önceki evliliğinden küçük bir kızı var. Harun küçük kıza da tabiri caizse babalık yapıyor. Sevgilisi Zuhal işteyken küçük kızın beslenmesinden, giyinmesine, altının temizlenmesinden banyosuna kadar her şeyi ile ilgileniyor. Tabi bu arada Zuhal kendi evinden Harun ise anne ve babasının evinde yaşıyor. Harun'un ailesi bu ilişkinin farkında ve bu ilişkiye en başından itibaren karşılar..

      Bir gün Harun Gülmez birlikte yaşadığı anne ve babasının evinin çalan kapısını açtığında karşısında polisi buluyor ve ne olduğunu anlamadan apar topar emniyete götürülüyor. Götürüldüğü emniyette bir de ne öğrensin? Sevgilisi Zuhal 4 yaşındaki küçük kızının Harun tarafından cinsel tacize uğradığı iddiasıyla Harun hakkında suç duyurusunda bulunmuş. Akabinde Harun kendini bu sefer soğuk demirlerin arka tarafında yani cevzaevinde buluyor.

      Bir Perişanlık Hali, Harun'un cezaevindeki haliyle başlıyor ve olaylar geriye-ileriye dönük olarak işlenerek okur serüvene dahil ediliyor. Harun gerçekten suçlu mu, pedofil mi değil mi? Zuhal iftira mı atıyor yoksa iddiasında haklı mı yahut yanılgı içinde mi? Bu süreçlere dair ipucu yakalamaya çalışan bizler bir yandan da Harun'un cezaevinde en kötü ve pis işleri yapan şamaroğlanı konumundan, ağır psikolojik baskı ile girdiği suçluluk psikolojisi sonucu günahlarının affedilmesi için sığındığı dine nasıl bağlandığını ve koğuşta pedofil bir sapıktan nasıl saygıyla karşılanan bir ermiş seviyesine çıktığını görüyoruz. Borderline kişilik bozukluğuna yakalanan Harun'un sınırlarda gezinen psikolojisi başarıyla okura yansıtılırken, hukukun sınırlarının da delik deşik edilip edilmediği farklı bir boyutta sorgulanıyor. (Evet farklı bir boyutta cidden, bildiğiniz bir melek Harun Gülmez'in hakimesini sorguluyor.)

       Kitapta en çok hoşuma giden, yargılamalar sırasında çocukların konumu ve yargılamaya katılımlarında dikkat edilmesi gerekenler hakkında verilen öğretici bilgiler oldu. Zira Çocuk Hakları konusunda maalesef çok da ileri olmayan ülkemizde bazı temel bilinmesi gerekenler dahi bilinmiyor, yargılamalar sırasında bulundurulması gereken uzmanlar bulundurulmuyor ve hatta yapılmaması kati olan işlemler yapılabiliyor. Bu hususa izninizle az da olsa değinmek istiyorum.

BURAYA DİKKAT LÜTFEN ;

       Barodaki avukat meslektaşlarımızın verdiği bilgilerden çocukların gerek fiziki gerek cinsel gerek ekonomik ve duygusal şiddet ve istismara fazlaca maruz kaldığını biliyoruz. Ancak bunu ne dereceye kadar tespit edebiliyoruz?
      Kitapta cinsel istismar işlenmiş. Benim de özellikle değinmek istediğim ve her ailenin çocuklarını koruması adına bilmesi gerektiğine inandığım bazı noktalar var:

        Öncelikle çocuk istismarı tipleri arasında saptanması en zor olan ve çoğunlukla gizli kalan istismar, çocuğun cinsel istismarıdır. Şiddet içermesi gerekmez. Bu hususta bazı hatalı ve eksik bilgiler var, birkaç örnek vermek gerekirse;

-Çocuklar bu konuda hikaye uydururlar.
-Uslu, açıkgöz, akıllı olmaları istenilirse korunmuş olurlar.
-Şüpheli yabancılardan uzak durmalıdırlar.                                                  
-Parklar, umumi tuvaletler, boş sokaklar hele karanlıklar tehlikelidir.
-Kadınlar Çocuklara cinsel istismarda bulunmazlar.

        Bunlar yukarıda da bahsettiğim gibi yanlış veya eksik bilinenlerdir. Çoğunlukla ebebeyni boş bir güvenlik algısına sürüklerler. Gerçekler ise çok daha farklıdır.

-İstismar konsunda hikaye uyduran çocuklar çok azdır.
-Çocukların görünüşleri ya da davranışları istismara neden olmaz.
-İstismarcılar %80-95 çocuğun tanıdığı kişilerdir.
-Olay genellikle çocuğun çevresinde ve bildiği mekanlarda gerçekleşir.*

         Adli tıp dersimizde ve Baro'da aldığımız derslerde sıklıkla üzerinde durulan bu nüanslara burada da hazır konu denk gelmişken faydalı olması, en azından etrafımızda bu suça maruz kalan mağdur çocuklarımız varsa tespit edilebilmesi açısından yer vermek istedim. Çocukların bu hususlarda söylediklerine önem verilmeli, en azından takibe alınmalı, kulak arkası edilmemelidir.Çünkü çocuklar bu konuda kolay kolay yalan söylemezler. Ha ayrıca cinsel istismarın failinin ille de pedofili hastası olması gerekmez.

          Yargılama sırasında ise en çok rastlanılan, muhakemeyi kötü etkileyen olumsuzluklar ise; çocuklara yönlendirici sorular sorulması ve yargılama esnasında gerekli pedagog gibi uzmanların ya hiç olmaması yahut etkin olmamasıdır. Öncelikle akılda olmalıdır ki çocukların cinsel istismarlarda kullandığı dil, büyüklerin kullandığı dilden çok daha farklıdır. Bu yüzden bir çocuğun yönlendirilip yönlendirilmediği verdiği cevaplardan, kullandığı betimlemelerden ve kelimelerden anlaşılabilir. Ayrıca mahkemelerde çocukların kendilerini rahat ve güvende hissetmelerini sağlayacak ortam oluşturulmalıdır ki çocuk baskı yahut korkuyla ya da tam tersi büyüklerini memnun etmek amacıyla kaytarıcı cevaplar vermesin. İşte bu noktada yargılama esnasında uzmanların olması çok çok önemlidir.

           Kamu Spotu'ndan sonra kitaba geri dönersek; kitabın merakınızı sürekli canlı tuttuğunu söyleyebilirim. Şahsen ben muhakeme süreci de dahil kitabı büyük bir ilgiyle okudum.Yazarın akıcı,  kendine has kalemini, yaptığı detaylı psikolojik tahlilleri, kişilerin içinde bulundukları çelişkileri, sosyal çıkmazları, adalet, sevgi kavramlarını etraflıca sorgulayışını çok beğendim. Kitabı içtenlikle tavsiye ederim.

            Son olarak Çocuk Hakları'na hak ettiği önemin verildiği, Çocuk İzleme Merkezlerinin ** her şehirde olduğu, her şeyden öte çocuklarımızın ve ebebeynlerin huzur ve güven içinde yaşadığı, bir çocuğun en büyük derdinin şekerini yere düşürmesi olduğu, toplumsal olarak bu tarz lanet edilesi suç tiplerinin sonsuza dek ortadan kalktığı bir ülkeye, bir dünyaya kavuşmak dileğiyle yazımı bitiriyorum. Keyifli okumalar dilerim.

* Adli tıp ders notlarımdan ve Abem'deki derslerden alıntılar içerir.
**Çocuk İzleme Merkezleri için detaylı bilgiyi buraya tıklayarak alabilirsiniz.

8 Temmuz 2015 Çarşamba

KİTAP 34 # MASALLAR VE TOPLUMSAL CİNSİYET - MELEK ÖZLEM SEZER




MASALLAR VE TOPLUMSAL CİNSİYET

Melek Özlem Sezer

Evrensel Basım Yayın
4.Baskı
Tür: İnceleme/Araştırma
192

          Masallar ve Toplumsal Cinsiyet, toplumların sıkça üzerinde durulan gelenek ve görenekleri dışında, üzerinde pek fazla durulmayan ancak her zaman insanlar arasında canlılığını koruyan masalların göründüğü kadar masum olmadığını gözler önüne seren bir kitap. Her aile çocuklarına hayal güçlerini geliştirmeleri için mutlaka en az bir masal kitabı alır okur, hatırlıyorsa nenesinin dedesinin kendine anlattığı bir masalı da anlatmayı tercih edebilir. Masalın asıl işlevi ise birer öğüt taşımaları bakımından toplumun ahlaki öğretilerini üzeri örtülü şekilde bir kahraman etrafında genç dimağlara aşılamasıdır. Kısacası masallar geleceğin toplumunu oluşturacak küçük bireyleri toplumun geçmişine, ahlakına, kültürüne yine aynı toplumun değerlerinde karılan harç ile bağlama işlevi görüyor.

        Yazar kitaba masalın ne olduğu ile giriş yapıyor, kendisinin ifade ettiği şekilde bunu akademik züppeliğe ihtiyaç duymadan ya da kaynakça kısmını şişirip kağıt ve mürekkep israf etmeden yaptığı bir tanım var. Bu tanım, öğrencilerine 'neyi unutursanız unutun da bunu unutmayın' dediği bir tanım : Masal, bir hayal disiplinidir.

''Masal, bir disiplin olarak anılmayı hak eden özel bir tür olmasının yanı sıra disiplinin düz tanımına da ihtiyaç duyar.Fantastik yapısı, içerdiği tutku, coşkulu yanı ve elbette romantik dalgalanmaları, bir masal dedektifi için dikkat dağıtıcı olabilir ne de olsa. Oysa simgelerin peşinden gidilip ideolojik altyapısı çözüldüğünde, kurduğu gerçekliğin ve kurnazca altbene işlediği iletilerin, yarattığı hayallerden çok daha şaşırtıcı olduğu ortaya çıkacaktır.''

        Toplumların hafızasının ve bilinçaltlarının açığa çıkışı olarak vücut bulan masalların aslında göründüğü kadar masum olmadıklarını vurgulayan, çok iyi bildiğimiz Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler, Kırmızı Başlıklı Kız, Hansel ve Gretel gibi masallardan örnekler vererek masalların içerdiği şiddet ve pornografik simgelerin çokluğuna değinen yazar bu tarz masalların klasik masallar olduğunu ve bir de klasik masalların karşısında yenilikçi karşı-devrimci masalların olduğunu belirtiyor. Klasik masalın tam olarak ne olduğuna en iyi cevabı yine yazarın kendi ifadesinde buluyoruz ;

''Klasik masalsa bilinçaltı simgelerini ve genetik hafızayı kullanarak, görünür hikayenin altına bambaşka bir hikaye, iktidara hizmet eden ideolojik bir ileti düzeni kurar. İktidara ihtiyacı sorgulayan masallar yerine, yayılması teşvik edilenler de bu tür masallardır. Ama nedense masal güçlü etkisi bilinmesine rağmen o kadar küçük görülür ki, entellektüeller için bile eleştirel dikkatten yoksun kalır.''

        Son cümle masalların toplumsal cinsiyet bağlamında incelenmesinde temel bir nokta. Masalların etkisi o kadar güçlü ki toplumsal cinsiyetimizi en az toplumun diğer mekanizmaları kadar yoğun ama saflıkla, çok da çaktırmadan gerek bilincimize gerek bilinçaltımıza işliyor. Kitapta bu konuda bolca örnekler bulabilirsiniz. Ancak birkaç örnek vermek isterim. Şimdi bildiğiniz tüm masalları gözünüzün önüne getirin. Hah bir de o masallardaki kadınları düşünün. Bu kadınların ortak özellikleri nedir? Öncelikle iyi kadın mı yoksa kötü kadın/Cadı mı? diye bir soru yöneltmeniz gerek. Zira bu iki zıt tiplemeler arasındaki fark o kadar sert çizgilerle çizilmiştir ki. İyi kızlar daima eve, kocasına bağımlı, kadınlık görevlerini en iyi şekilde yerine getiren, sözden dışarı çıkmayan karakterlerdir. Hatta öyle evcimenlerdir ki; Pamuk Prenses öldürülmekten kıl payı kurtulup ormanda cücelere ait küçük evi bulduğunda ev kime ait, evde yaşayanlar hırlı mı hırsız mı, bana zarar verir mi? diye düşünmeden en doğal (!) kadınlık duygularıyla tozu görünce dayanamaz ve evi püripak temizlemeye girişir. 
     
Tanımadığı birinin evine girince hemen temizliğe başladı, ne kadar da temiz bir pamuk kız.
       Ya Güzel ve Çirkin'de babasından intikam almak için kızını kaçıran Aslan'a, güzel prensesin aşık olmasına ne demeli? Bildiğiniz Stockholm Sendromu değil mi? Hayır değil işte. Yazar tüm bu tarz masalların kadını bağımlı kılmak üzere işlemekte olduğunu, buna da güzelliğinin farkında, kaderine hakim, kimse tarafından yönetilmeyen kadın kısacası Femme Fatale korkusunun neden olduğunu belirtmektedir. Güzel ve Çirkin'deki gibi yahut öptüğü çirkin kurbağa prens olan prensesin arzusu ve beklentisinde olduğu gibi bu masallar kadına 'sevmediğin kişiyle evlenmende bir zarar yok, sen kadınlığını yerine getir, sabırla sadakatle bekle elbet sevmediğin çirkin kurbağa ya da çirkin aslan birgün prens olur!' mesajı vermektedir. Sonuç olumsuz olduğunda hatta kadın koca, sevgili cinayetine dahi kurban gittiğinde giydiği tayt, etek boyu, saçının sarı olması bir bahane olmaktadır; gerçek sorun ise şundan kaynaklanmaktadır; 'Ha olmuyor mu? Nasıl olmaz? Olmak zorunda! Olmuyorsa ey kadın sende bir sorun vardır. Yüzyıllarca anlatılan masallarda çirkin kurbağanın prens olmadığı nerede görülmüş? Olmuyorsa sorun kurbağada değil asıl sendedir.' İşte bu beklenti içinde gerek yaşamları gerek bir türlü sevemedikleri zorunluluklarıyla barışamayan, takas ekonomisine kurban giden kadınların hem umutları hem de kendilerine olan güvenleri zamanla kaybolmaktadır.

''Metamorfozun anahtarının kendisinde olduğu söylenen eş, bu anahtara uyacak bir kilit bulmak için ömrünü tüketirken ikili bir acı yaşar : Sevmediği, huysuz ve çirkin bir adama katlanmak ve onu dönüştüremediği, dahası sevemediği için kendini suçlamak.''

 
     Kitapta daha birçok nitelikli ve derinlikli incelemeler var. Bölümler halinde konuları işleyen kitap yukarıda anlatılanlar dışında masallardaki erkek karakterlere ilişkin erginlenme törenlerine de değinmiş. Açıkçası en çok dikkatimi çeken daha önce benim de sorguladığım Hansel ve Gretel masalının bir çocuğa anlatılamayacak hatta çocuğa travma yaşatacak kadar şiddet öğesi, güvensizlik, aldatılma gibi duygular içermesi. Yazar masalın sebep olduğu travmatik olayları teker teker işlemiş. İşte o an bu masalı neden bir türlü tam tamamlayamadığımı, o rahatsızlık duygusunun neden kaynaklandığını anladım. 
   
       Kitap son zamanlarda okuduğum doyurucu bilgi içeren, çekici olduğu kadar bilgi ve farkındalık düzeyimi artıran nitelikli kitaplardan biriydi. İçerisinde klasik Binbir Gece Masallarından tutun  Karşı-devrimci Vişnenin Cinsiyeti gibi masalların da yer aldığı bu kitaptan sonra masal okumak daha zevkli olduğu kadar, kitabın sonunda yer alan 'Sakıncalı İletileri Olan Klasik Masallar Çocuklara Nasıl Tanıştırılmalı' dan sonra birçok masal kitabı da gelecekte çocuğuma okuyacağım masallar listesinden çıktı. 

 
     Bize böyle kaliteli bir kitap sunan Melek Özlem SEZER'in araştırmalarına, kalemine, emeğine sağlık. Hacettepe Üniversitesi Ekonomi Bölümü mezunu yazarın yüksek lisans eğitimini Ankara Üniversitesi Kadın Çalışmaları Anabilim dalında almasının okunacaklar listesine böyle muazzam bir kitap eklenmesini sağlamasında katkısı büyük olsa gerek. Masalları bir de farklı açıdan okumak isteyenlere Masallar ve Toplumsal Cinsiyet adlı kitabı ısrarla tavsiye eder, bir masalı çocuğunuza  okumadan/okutmadan önce bir kez daha düşünün derim. 

Herkese keyifli okumalar. 



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...