12 Haziran 2015 Cuma

KİTAP 32 # KADININ CENNETTE YERİ YOK - NEVAL EL-SAADAVİ



KADININ CENNETTE YERİ YOK
/ SHE HAS NO PLACE İN PARADİSE

Neval El-Saadavi


Çeviri: Begüm Kovulmaz- Esin Eşkinat

Everest Yayınları
Tür: Öykü
121 sayfa



Neval El-Saadavi (www.ntv.com'dan alınmıştır)
             Neval El-Saadavi ülkemizde daha çok 'Sıfır Noktasındaki Kadın' adlı kitabıyla tanınıyor. Benim de ilk okuduğum kitabı Sıfır Noktasındaki Kadın idi ve kitap Mısır'da idama mahkum edilen bir mahkum kadının ölmeden önce hayat hikayesini anlatması üzerine kurulmuştu.(Kurgu muydu gerçek bir olay mıydı açıkçası tam hatırlayamıyorum ancak bu tarz olayların Ortadoğu coğrafyası üzerinde sıkça gerçekleşmesi bunu çok da önemli kılmasa gerek) Kadının suçu neydi diye bir soru yöneltecek olursanız birazdan konusuna değineceğim Kadının Cennette Yeri Yok kitabında yer alan birçok öyküde de göreceğiniz gibi söz konusu mahkumun en büyük suçu toplumsal cinsiyet ayrımcılığının tavan yaptığı bir ülkede kadın olarak doğmaktı. Evet Mısırlı Neval El-Saadavi tahmin ettiğiniz gibi feminist ve aktivist bir yazar, toplumunun bilinçaltına itilen ve bastırılan itkilerini, buhranlarını, tedavi edilebilirliğini sağlamak adına kalemiyle yüzeye çıkaran bir psikiyatrist, Ortadoğu'da bu kimliği ve misyonu taşımanın bedelini özgürlüğü ile ödeyen ancak her defasında kadının toplumdaki hak ettiği yerini kazanması, insanların mutlu bir toplumda yaşaması için sessiz yığınların çığlığı olmak mücadelesinden vazgeçmeyen güçlü bir kadın.




            Peki bu mücadelede ülkecek biz neredeyiz? Özgecan Arslan gibi tertemiz, pırıl pırıl birçok kadınımızın yüzlercesini, binlercesini ayrımcı, cinsiyetçi geleneklerimize, zihniyetimize , politikalarımıza kurban ettiğimiz ülkemizde kadınımızı bakış açımızla, adetlerimizle, yasalarımızla ne kadar kadar koruyup kollayabiliyoruz? Evet bugün Özgecan'ımızın davasının ilk duruşması görülüyor,yapacağımız yargılamayla içimizi bir nebze de olsa rahatlatmak istiyoruz , peki ya adalet? Adalet sadece mahkemenin tesis edeceği hükmün sonunda en ağır cezanın sanıklara uygulanması ile mi tesis edilecek? Yoksa adaleti tesis etmek için temelde toplumun cinsiyetlere yapıştırdığı etiketlerin temizlenmesi, toplumsal cinsiyet anlayışının iyileştirilmesi, kadının ailedeki, toplumdaki yerinin hak ettiği değere yükseltilmesi, kadının haklarını kullanabilmesinde etkili bir yasal koruma ve uygulamanın sağlanması gerekmez mi? Cezalandırıcı adalet anlayışı ile sonucu cezalandırma ile toplum nereye kadar gidebilir?  Asıl yapılması gereken iyileştirici adalet anlayışı ile sürece doğrudan müdahale etmek değil midir? Özgecanlar öldürülmeden önce dur demek değil midir?



         İşte tüm bu sorular, sorunlar çerçevesinde Kadının Cennette Yeri Yok kitabı hakkında yazı yazmaya karar verdim. Kitapta beni en çok etkileyen kısım ise kadın olmak hususunda tüm hukuki yargılamaların ötesinde toplumsal yargıların gücünü gösteren şu cümle oldu ;



''Hayat zordu, ölüm daha kolaydı.''

       Kitaptaki hikayeler hayatında ağzında 'peki' sözcüğü dışında başka sözcük bulunmasına izin verilmemiş, yediği lokmaları teker teker sayılmış kadının kadın oluş sürecinde yaşadığı zorluklar, ayrımcılıklar, çalkantılar ve kadınlığını yaşayamayan, patriarkal aile yapısı içinde baba baskısından babası ölse dahi ömrü boyunca kurtulamayan kadınlara dair. Hikayeler elbette sadece kadınların çeşitli şekillerde ezilmesini değil, toplumdaki çürümelerin sebepleri ve diğer kurbanları da etkili şekilde işlemiş; insan olmaya dair tüm o yüksek değerlerin hiçliğinde kaybolan işkenceye maruz kalan insanlar; varoluşsal sancıların en büyük dehlizlerinde çırpınan, aydın olma ile karanlığa gömülme arasında ince çizgide toplumdan kopuş ile kendilerine yabancılaşan, aydın olmanın yükünü ve sorumluluğunu taşıyamayan, aydın olmaktan çok aydın olduğunu göstermeye çabalayan, eleştirdikleri yolsuzluk, adaletsizlik bataklığına aydın olma kibriyle ve iltimasıyla saplanan insanlar; bürokrasinin yozlaştırdığı, kendinden üstlerine ilikleyecek daha fazla düğme ararken, astlarının da kendilerine yıkama yağlama yapmasını bekleyen kişiliksiz insanlar yanı sıra ekonomik açmazların, fakirliğin gölgesinde ailesini geçindirmek adına kurban edilen başka insanları kurtarmayı göze alamayan, çarpık düzenin içinde bir yerlere çarpıp paramparça olmamak adına konuşmak yerine susmayı tercih eden insanlar...       


           Kısaca kitabı okumanızı tavsiye etmekle birlikte, yukarıda değinilen konular hassas konular olduğu için bu konularda toplumsal farkındalığı artırmak, bilincimizi geliştirmek adına daha fazla okumalar yapmamızı, sadece okuma değil öğrendiklerimizi kendimize saklamayıp bir mum gibi çevremizdeki insanlara aydınlık günlere giden o yolda yön gösterici bir görev üstlenmemizi de dilerim. Belki o zaman kadına yönelik şiddetler, insana yönelik işkenceler son bulmasa da önemli oranda azalır. Belki o zaman Özgecanlar gençliklerinin sımsıcacık baharlarında o soğuk mezarlarda olmaz, aileleri ise toplumun tüm pisliklerinin içine atıldığı karadeliklerin karanlığı içinde acıların en büyüğüne maruz kalmaz.        


         Daha güzel günler görmek dileğiyle, herkese keyifli okumalar.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...