18 Mayıs 2016 Çarşamba

KİTAP 47 # 1002. GECE MASALLARI - DER. YİĞİT DEĞER BENGİ


1002. GECE MASALLARI

Derleme : Yiğit Değer Bengi

Bülent Somay / Barış Müstecaplıoğlu /Giovanni Scognamillo / Nazlı Eray / Ümit Kireççi /
Kadir Aydemir / Altan Öktem / Arzu Çur / Ferhan Ertürk / Yiğit Değer Bengi / Gündüz Öğüt / Orhan Duru / İzzet Yasar / Evren İmre / Levent Şenyürek / Çiler İlhan / 
Sadık Yemni / Levent Mete / Muammer Yüksel / İhsan Oktay Anar

Metis Yayınları
1. Baskı 2005

Tür:  Fantastik / Fantazi / Öykü
236 Sayfa

    1002. Gece Masalları çeşitli yazarlara ait 'Fantastik Öykü'lerin yer aldığı, Yiğit Değer Bengi tarafından yayıma hazırlanmış bir derleme. Ülkemizde yerli Fantastik eserlerin sayısı düşünüldüğünde derleme olması açısından türünün ilk örneklerinden biri. Bu tarz genç dimağların, yaratıcı yazarların bolca olduğu kitapları çok seviyorum. Hele ülkemizde üretimin ve verimin düşük olduğu Fantastik Kurgu, Bilim Kurgu, Polisiye gibi alanlarda yeni yazarlar keşfetmek, olağanüstü başarılı kurgu ve yazım kabiliyetine sahip yazarlarımızın olduğunu görmek hem büyük bir mutluluk hem de umut kaynağı.

Bülent Somay
    Kitabımız Bülent Somay'ın sunuş yazısı ile başlıyor. Somay, bu seçkinin 'Fantastik Öyküler' derlemesi olarak Türkiye'de bir ilk olduğunu, başka dillerde dahi fantastik öykü derlemelerinin sık görülmediğini, neden olarak fantazinin geniş ve ayrıntılı dünyası nedeniyle öyküden çok romana yakın bir tür olmasını gösteriyor.

    Somay, kitaptaki öykülerin Fantazi Edebiyatını da içeren fantastik çekirdek çevresinde kurulduğunu; kısaca Fantastik Edebiyata dahil eserler yanı sıra, bir de fantastik öğeler barındıran ama Fantastik Edebiyata dahil olmayan eserler olduğunu belirtiyor; Wilde'ın Dorian Grey'i, Wells'in Görünmeyen Adam'ı, Kafka'nın böceğe dönüşen Gregor Samsa'sı örneklerinde olduğu gibi.


     Fantastik Edebiyatın söylemsel düzeyde yeni, alternatif bir simgesel düzen kurmayı hedeflediğini, bu yeni düzenin var olandan son derece radikal farklılıklar  içerebileceği gibi yalnızca görünüşe ilişkin değişiklikler de içerebileceği değerlendirmesinden sonra Somay, Fantastik ve Fantazi Edebiyatı arasındaki ayrıma değiniyor. Ayrımsal bağlamda, Fantastik'in edebiyatta her zaman var olduğunu ve var olacağını, buna karşın Fantazi Edebiyatının bir alt tür olarak 20.yüzyılın ilk çeyreğinden sonra ortaya çıktığını ve okur kitlesini hızla artırarak yaygınlaştığını vurguluyor.

    Bilim Kurgu Edebiyatının Türkiye'deki konumuna da değinmeyi ihmal etmeyen Somay, 1950'lerden beri Türkiye'de çekirdek bir Bilim Kurgu meraklısı çevresi olmasına rağmen, Bilim Kurgu'nun ne yayıncılığında ne de yazarlığında çok büyük bir atılımın gerçekleştiği, Bilim Kurgu'nun altın çağını bırakın teneke çağındaki kadar bile bir izleyici kitlesinin bu topraklarda oluşmadığı eleştirisinde bulunuyor, haklı olarak. Buna en büyük neden olarak da Türkiye'nin pozitivist bir düşünce geleneğine yabancı olmasını gösteriyor. Rasyonalist düşünce geleneğinin yokluğunun yerli Polisiyenin oluşumuna da engel olduğunu, son yıllarda başta Polisiye olmak üzere her iki alt türde de güzel ürünler verilmeye başlandığını; ancak geç kalındığını ifade ediyor. Artık bilimdeki yeni buluşlara hayranlıkla, ağzı açık bakacak bir izleyici kitlesi olmadığı gibi, kimsenin zeki dedektifin kılı kırk yaran akıl yürütmelerini kafa sallayarak izlemeye niyetli olmadığını belirtiyor.  Bu noktada Fantastik Edebiyata bir şerh düşüp onu diğer türlerden ömür açısından ayırıyor. Metaforların Çağının asla geçmeyeceği, ejderhalara, elflere, hobbitlere hala inanabileceğimizi  vurguluyor.

'' Metafor civa gibidir, ele avuca sığmaz, hiç aklınıza gelmeyecek anlamlara sıçrayıverir bazen. Fantazi işte bu yüzden çok ama çok önemli bir tür, bir nevi gizli silah, kullanmasını bilene. ''

Yiğit Değer Bengi
    Daha sonra sözü Yiğit Değer Bengi alıyor. Böyle güzel bir seçkiye de imzasını atan yazar, Fantastik, Fantazya, Fantastik Kurgu tanımlarının hala tam olarak yerini bulmadığını ancak yazarların eser vermek için türün tamamlanmasını bekleyemeyeceklerini ekliyor. Neyin Fantastik olup neyin olmadığına referanslarla değinen yazar, Fantastiğin bir nevi '' Kaçış Edebiyatı '' olduğunu  ancak türde yazan birçok yazarın bu kaçışı  birbirinden farklı bakış açılarıyla zenginleştirdiğini söylüyor. Aynı zamanda kitapta, daha önce okuduğum Fantastik öykülerden oluşan kitabı '' Çift Başlı Kartal '' dan bir öyküsü yer alan Bengi, Fantastik edebiyatı, coğrafyanın kültür birikimiyle harmanlayarak muhteşem fantastik öyküler açığa çıkaran bir yazar. Bengi sayesinde, aslında bu toprakların fantastik edebiyat için ne kadar zengin bir metafiziksel ve metaforsal kaynaklara sahip olduğunu, becerikli yazarların kurgularında ne kadar başarılı eserlere dönüşebileceğini görüyoruz.

    Son olarak Bengi, hakikatin bir başka boyutunu anlamak isteyen fantastik okurlarına Friedrich Nietzsche'den okkalı bir alıntı sunuyor;

'' O halde nedir hakikat? Metaforlardan meydana gelen seyyah bir mihmandar...Uzun süre kullanıla kullanıla insanlarda sabit, kitabi ve bağlayıcı hale gelen bir mihmandar. Hakikatler öyle olduğunu zamanla unuttuğumuz yanılsamalardan ibarettir. '' 

bol çiçekli llkbahar temalarına devam :)
    Kitabın ismi 1001. Gece Masalları'ndan çok, üstat Edgar Allan Poe'nun '' Şehrazat'ın 1002. Masalı '' eserine yapılmış bir gönderme, eskinin masallarının modern edebiyatın akıcılığı içine girdiğinde açığa çıkan tekinsiz bir derleme. Bengi'nin deyimiyle 20. öykü olarak görebileceğimiz kitabın kapağı, Kenan Yarar tarafından çizilmiş, Fırat Yaşa tarafından renklendirilmiş. Buradan anlayabileceğiniz üzere kitapta toplam 19 öykü bulunuyor. Fantastik edebiyata yabancı olmayanların yakından tanıdığı Barış Müstecaplıoğlu'ndan, Altay Öktem'e, Giovanni Scognamillo'dan İhsan Oktay Anar'a ve Nazlı Eray'a kadar birçok değerli yazarın öyküleri yer alıyor kitapta.

   En sevdiğim ve defalarca okuyabileceğime emin olduğum öyküler ise şöyle; babasının, hasta hücrelerin yenilenmesi üzerine çalışmalarını devam ettiren bir büyücünün, iksirinin etki süresini uzatmak için paragöz bir katilden yardım almak mecburiyetinde kalması ve bu iksiri halktan insanlara çok ucuza sunabilmek adına göze aldığı riskleri konu alan, Barış Müstecaplıoğlu'nun zekasını ustaca konuşturduğu '' İksir Ustası '' adlı öyküsü.

    Altay Öktem'in kara mizah ögeleri barındıran, döngüsel bir korku filmi tadındaki kurnazca hazırlandığı her halinden belli '' Oyun '' adlı öyküsü.

    Kadir Aydemir'e ait, lanetli bir evde yaşayanlar ve lanetli evin hiç konu edilmemiş komşu hanesindeki genç bir çiftin başına gelen son derece huzursuz edici, bir karabasan kadar tekinsiz olayların işlendiği '' Kara Uyku '' adlı öykü.

    Okurken öykünün ağırlığını ellerinizde hissedeceğiniz (evet neden olmasın?), yazarın uyarılarına rağmen ellerinizi arkada tutma sabrını gösteremeyeceğiniz, mitolojinin modern dünyaya çarpıcı bir hayal gücü ile uyarlaması olan Arzu Çur'a ait '' Elleriniz Arkada Tutun! '' adlı öykü. ( Ekstra olarak yazarın, yazılarını ve şiirlerini paylaştığı bir blogu varmış, ilgilenenler için buraya bırakıyorum; http://arzucur.blogspot.com.tr/ )

    Bir gün uyandığınızda dilinize, düşün dünyanıza ve kaleminize hakim alfabenin harflerinin teker teker silindiğinde, başınıza ne tarz trajikomik durumların geleceğini yarım gülüş yarım üzgünlük ile ( aynen tıpkı Mona Lisa gibi ) okuduğunuz Evren İmre'ye ait '' Sfenksin Doğuşu '' adlı öykü.

    Öyküye fantastik özelliği veren kurgusal olayı aynı zamanda psikiyatrik bir vaka olarak da modern bir açıklamaya kavuşturmanız mümkün olan, kutu kutu peçete değil ( kutu peçete ne arar la, holivutta mı yaşıyoz? ) rulo rulo tuvalet kağıtlarını bitirecek kadar ağlamanıza sebebiyet verecek kadar dram barındıran Levent Şenyürek'e ait  '' Çiçekler Dondu '' adlı öykü.

    Ve son olarak ustalara saygı duruşunda assolist olarak sahneye çıkan İhsan Oktay Anar'a ait '' İnşaat İşçisi Rıfkı'nın Dehşet Verici Akıbeti '' adlı öykü.  Bir Merzifonlu işçi, başlık parasını toplayabilmek için şehre göçmüş bir köy delikanlısı ve Batının havalı şatolarında yaşayan vampirinin aynı kurguda buluşmasının tek sebebi olabilirdi, o da ; İhsan Oktay Anar'ın sınırların ötesine uzanan beynelmilel hayalgücünün peşini bırakmayan Anadolu'nun Paris'i '' Çorum'' un tekinsiz, bir o kadar da sevimli hayaleti. 

    Muhteşem bir kitaptı. Tadı damağımda kaldı. Devamını bir sonraki doğum günümde pastamı üflemeden önce dilek çetelemde bir dilek olarak sıraya yerleştirebilecek kadar çok büyük bir istekle bekliyorum. du bi dk... lan..unutun bu kısmı ! Kestik ! Kestik !

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...