6 Ağustos 2014 Çarşamba

KİTAP 22 # BIÇAK SIRTI ( ANDROİDLER ELEKTRİKLİ KOYUN DÜŞLER Mİ ? ) / FİLM 2 # BLADE RUNNER



BIÇAK SIRTI 
(ANDROİDLER ELEKTRİKLİ KOYUN DÜŞLER Mİ?)
/ DO ANDROIDS DREAM OF ELECTRIC SHEEP?


Philip K. Dick

Çeviri: Damla Işık 
Kavram Yayınları
1.Basım 1996
Tür: Bilim Kurgu
197 sayfa



Film
BLADE RUNNER

Yönetmen: Ridley Scott

Oyuncular:Harrison Ford
Rutger Hauer
Sean Young
Edward James Olmos
Daryl Hannah

     Bu yazımda edebiyat dünyasında ve sinema tarihinde önemli yere sahip iki kült yapıttan bahsedeceğim:

     Biri bilim kurgu kitapları içinde önemli bir yere sahip Philip K. Dick tarafından yazılmış yazarın hayalgücüne hayranlık uyandıran Bıçak Sırtı nam-ı diğer Androidler Elektrikli Koyun Düşler mi? kitabı;

     Diğeri sinema tarihinin iki kült filminin yönetmenliğini yapmış Ridley Scott tarafından çekilen Blade Runner türkçesi ile Bıçak Sırtı adlı kült film.

     Bıçak Sırtı ( Do Androids dream of electric sheep) adlı kitap 1968 yılında Philip K. Dick tarafından kaleme alınmış ve son zamanlarda 6:45 yayınları tarafından Androidler Elektrikli Koyun Düşler mi? şeklinde özgün ismiyle yayınlanmıştır. Ben 6: 45'in çevirisine pek güvenemeyip kitabı Bıçak Sırtı adıyla Kavram yayınlarından okumayı tercih ettim. İyi mi ettim karşılaştırma olanağım olmadığı için bilmiyorum ama kitabın içinde bolca yazım yanlışı vardı. Kitabın büyülü fırtınasına kapılıp kendimi en son filmin üzerimdeki olağanüstü etkisiyle kendimden geçmiş halde bulduğumdan çok da umurumda olmadı bu durum.

      Kitap 3. Dünya Savaşı sonrasındaki dünyada geçiyor. Her savaş sonrası olduğu gibi kimse savaşın neden çıktığını ve kimin kazandığını bilmiyor. Savaşın en büyük yıkıcı etkisi ise geride bıraktığı radyoaktif kalıntılar. Bu etki o kadar büyük olmuştur ki yeryüzündeki birçok hayvanın soyu tükenmiştir. Baykuşların teker teker ölmesiyle başlayan süreç sonucunda yeryüzünde birçok hayvan yok olurken geriye sadece belirli bir maddi güce sahip olanların sahip olabileceği kadar az hayvan kalmıştır. Bu dünyada baykuş yok, eşek yok, kurbağa yok. Evet bildiğiniz kıyamet sonrası bir yer burası. ( Nereden bilecez canım kıyameti mi yaşadık? hiç işte laf olsun torba dolsun.)  Savaş öncesi başlayan kolonileşme hareketi savaşın bu ağır etkisi ile hız kazanmış ve insanlar diğer gezegenlerde koloniler kurmuştur. Göç hükümet eliyle yapılan propaganda ile cazip kılınıp ödül olarak insanlara hizmetçi Androidler vaat edilmiştir. Devreye giren Birleşmiş Milletler göçü mümkün olduğunca kolaylaştırmış, geride kalmayı zorlaştırmış hatta imkansızlaştırmıştır. Buna rağmen geride kalanlar da olmuştur.

''Android hizmetkar göç etmenin ödülü, radyoaktif serpintiyse geride kalmanın cezasıydı.''

      Geride kalanların bir kısmı kitabın ana karakteri Rick Deckard gibi işi veya herhangi bir özel nedenle dünyayı terketmemiş olanlar. Bunlar ''Biyolojik olarak kabul edilmezler'' sınıfında yer alan insanlar. Çünkü insanların dünyada kalması insan ırkının kalıtımı için bir tehdit olarak görülüyor. Buna rağmen on binlerce insan göç etmemeyi tercih etmiş. Bunların bir kısmı şehir içlerinde yaşarken bir kısmı da hemen hemen terk edilmiş banliyölerde yaşamlarını sürdürmektedir.
Bir kısmı ise John Isidore gibi ''Özel'' olup göçü yasaklandığı için göç edememiştir. ''Özel'' insanlar radyoaktif serpintilerden fazlasıyla etkilenip geni bozulanlar ve aynı zamanda zeka testini geçemeyen insanlardır. 'Özel'ler istese de göç edemezler hatta evlenemezler.

''Göç et ya da zamanla yozlaş!''

    Hükümetin propagandasında bas bas bağırdığı gibi radyoaktif kalıntılar ''normal''leri son hızla ''özel''lere çevirmektedir. Dünyada yaşayan insanlar her ne kadar bu radyoaktif serpintiden korunmak için demir koruyucu taksalar da serpinti günden güne içlerine sızıp insanları zehirlemekte ve onları 'Özel' olmaya bir adım daha yaklaştırmaktadır.

    Yani ''Özel'' olmaları aslında yazarın kitabın başından sonuna kadar hakim olan kavramların aslında neyi temsil ettiklerini sorgulatma ve kavramlar kadar bizi de tepetaklak etmeye çalışmasının bir sonucu. Yoksa günlük hayatta gıcık olduğumuz V.I.P.lerle alakası olan bir özel'likleri yok.

     Rick Decard, en önemli amacı çatısında bulunan elektrikli koyun yerine herkesin sahip olmayı arzuladığı gibi gerçek bir koyun almak olan, bu amaçla daha fazla androidi emekli etmesi gereken bir katil avcı ; kısaca bir kaçak android avcısı. Öncelikle hayvanlara değinmek istiyorum; bu dünyada yer alan elektrikli hayvanlar gerçeklerinin birebir kopyası, dışarıdan bakınca bir tek karınlarında yer alan kontrol panelleri gerçek olmadıklarını ele verebiliyor. Ayrıca birçok kişi sahip olduğu elektrikli hayvanlarını gerçek hayvan gibi gösteriyor aksi halde küçümsenebilir ve aşağılanıp dışlanabilirler..

''Fakat seni küçümserler. Belki hepsi değil ama bir çoğu. İnsanların bakacak hayvan olmadığında ne düşündüklerini bilirsin; ahlaksızlık ve empati karşıtı bir şey olarak görürler. Söylemek istediğim, teknik olarak bu Üçüncü Dünya Savaşı'ndan hemen sonraki kadar büyük bir suç değil ama, çoğu insan hala böyle hissediyor.''

     Dünyada androidlerin bulunması yasak. Bu yasağa rağmen sahiplerini öldürüp dünyaya kaçmış ve normal bir insan gibi hayatına devam eden androidler var. En son geliştirilmiş modelleri ise Nexus-6 olan bu androidleri gözle insanlardan ayırmanın imkanı yok. İnsanlar kadar zekiler, güçlüler ve mikrobiyolojik yapıları insanlardan ayırt edilmelerini zorlaştıracak kadar iyi replika edilmiş. Hatta bazı androidler android olduklarını bile bilmiyor çünkü kendilerine yapay bir hafıza yerleştirilmiş. Herkes gibi anıları var, bir çocukluğu, bir ailesi, her şeyden öte de bir insan olduğunu sanıyor. Tüm bu durumlar androidleri tespit etme zorluğunu da beraberinde getiriyor. Bunun için emniyet teşkilatının kullandığı bir test yöntemi var:  Voight -Kampff


Rick Decard ve Voight-Kampff testini yapmaya yarayan alet.

     Voigt-Kampff'ın temel aldığı parametre ise empati kurma yeteneği çünkü androidler empati kuramıyorlar. Kişilerin gözlerindeki haraketlenmeleri ve bu hareketlenmenin hızını tespit etmek için kullanılan bir alet var. Bu alet yerleştirildikten sonra kişiye daha önceden hazırlanmış ve empati yeteneğini ölçmeye yarayan bazı sorular soruluyor. Verdiği tepki ve tepki hızından kişinin android olup olmadığı anlaşılıyor. Bu testi yapmak android olarak emekli edilmek istenen kişi için zorunlu. Eğer test sonucunda kişinin android olduğu anlaşılırsa testi yapan Android avcısı akabinde androidi emekliye ayırıyor yani öldürüyor.

     San Francisco polis teşkilatının ilgili departmanındaki en iyi android avcısı Dave Holden 8 kaçak androidden ikisini emekliye ayırdıktan sonra sıkı bir android tarafından haklanıp ağır yaralanınca yerine kalan işi tamamlaması için Rick Decard getiriliyor. Rick ''fırsat bu fırsat elektrikli koyunun yerine belki gerçek bir deve kuşu ya da bir tay alacak kadar ikramiye kazanırım!'' diyerek işe dört elle sarılıyor. Bu işi olabildiğince gizlice yapması lazım çünkü dünyada kaçak androidlerin var olduğunu halkın bilmemesi gerekiyor. Rick Decard'ın ilk işi ise Nexus-6 ları üreten Rosenlar şirketine uğramak. Burada kendisini Rachael Rosen ve amcası Eldon Rosen karşılıyor. Doğal olarak Nexus- 6'larını koruma derdinde olan şirket Voigt-Kampff testinin işe yaramadığını kanıtlama derdinde. Bu amaçla Eldon RosenRachel Rosen'ın teste tabi tutulmasını istiyor.

    İşte bu aşamadan sonra Philip K. Dick; kitap boyunca çaktırmadan sorduğu soruları ve gözünüzün içine sokarcasına anlatmak istediği şeyleri sorgulamamız için elinden geleni yapıyor. Kitaptan ve filmden etkilenmenizi sağlayan kitabı bitirdikten, filmi izledikten sonra gün boyunca manyak manyak dolaşıp sürekli kendinize aynı soruları sormanıza neden olan da bu sorgulama zaten:

Kim gerçek kim android?  androidi android yapan ne insanı insan yapan ne? 

Gerçek bir hayvana sahip olma ve sahip oldukları elektrikli hayvan gerçeğini gizleme derdinde olan insanlar kadar bir androidin de en az insan kadar insancıl istekleri, duyguları olamaz mı?

Bir insan gerçek bir hayvan düşlerken bir android neden bir elektrikli koyun düşleyemesin? manası şu ki her haliyle insana benzeyen bir android neden bir insan gibi yaşamayı, insanın hayal ettiklerini hayal edemesin neden bunu hak etmesin? Böyle bir dünyada kimin ne olduğunun ne önemi var ki ? İnsan da ölecek, birkaç yıl içinde hücreleri yenilenemeyen android de. 

Bir androidi köle yapan ve her türlü zulmün reva görülmesinin nedeni bir yaratıcısının olması mı? İnsanı güçlü yapan ve androide her şeyi yapabilme yetkisi veren şey sadece yaratıcı olması mı?

Gerçekten kim katil? Hayalini gerçekleştirmesi için paraya ihtiyacı olan ve bu yüzden bir androidin hayatını bir canlı olduğunu bile bile elinden alan insan mı? Yoksa android de olsa insanın muazzam bir replikası olarak insanca yaşama arzusunda kendini köle edeni öldürüp özgürce yaşama arzusu için de olan android mi?

sorular sorular aklımdaki deli sorular...




      Bu noktada filme geçmek istiyorum. Blade Runner filminin yönetmen koltuğunda karşımıza ( hep bu kalıbı kullanmak istemişimdir ); daha önce de ''Alien'' adlı kült bilim kurgu filminin yönetmenliğini yapmış olan Ridley Scott çıkıyor. Film 1982 yapımlı, görsel efektleri ve filmde kullanılan havada uçan hava otoları, kara otoları, dekorlar, kıyafetler, oyuncaklar hele hele filmin müzikleri gerçekten muhteşem. Hele filmde bir çatı sahnesi var ki can özünüzden vurulacaksınız demedi demeyin.

     Filmde Rick Deckard karakterini Harrison Ford, Rachel karakterini Sean Young, John f. Sebastian karakterini Edward James Olmos, Roy Batty karakterini ise muazzam bir oyunculukla Rutger Hauer, Pris karakterini yine mükemmel bir oyunculukla Darly Hannah canlandırıyor.

rachel

     Film her ne kadar kitaptan uyarlansa da kurgusu çok değiştirilmiş. Kitabın birebir kopyasını beklemeyin, size iki şeyin garantisini verebilirim, o da filmin kesinlikle başlı başına bir muhteşemlikte olması ve bir bilim kurgu efsanesi olmasıdır. Kitaptan ne kadar etkilendiysem, film de o kadar tüylerimi diken diken etti.


     Film bir androidin Voigt-Kampff testine tabi tutulmasıyla başlıyor ve onu teste tabi tutan ise Dave Holden, android Dave Holden'ı ağır yaralayınca Rick Decard zorla ikna edilerek yerine getiriliyor. İlk başta ''bıraktım ben o işleri, öldürmem ben android mandroid'' diyerek kolundan zorla tutularak getiriliyor. Kitaptaki insansı arzularına , günlük hayatın kapitalist isteklerine yenik düşmüş bir insan yok karşınızda. Filmlerdeki tipik burnundan kıl aldırmayan , karizmatik, kendinden emin bir karakter var. Halbuki kitaptaki sürekli kendinden şüphe eden ''Dave en iyisiyken başedemedi olm bunlarla ben nası edecem? rezil edecem kendimi belki de ölüp kalacam ahanda şurada'' diyen biri. Ayrıca kitapta Rick Deckard, Iran adlı sürekli depresyon içinde olan bir kadınla evli. Filmde ise tek başına yaşayan bir hero. Kitapta olup da filmde olmayan, olmaması filmin kalitesini bir gram bile etkilememiş ama olsa çok daha iyi olurdu dediğim şey ise kitapta işlenen, bir nevi yeni dünyanın kutsalı, metafiziksel olduğu kadar da materyal olan Mercerizm.

     Rick Deckard filmde geri kalan 4 androidle ilgilenmek durumunda kalıyor çünkü filmde toplamda 6 android var, kitaptaki gibi 8 android kaçak yok. Unutmadan kitapta elektrikli hayvanlar o kadar önemli bir yer kaplarken filmde birkaç yer hariç karşılaşmıyoruz bile. Ayrıca kitaptaki ''Özel'' insanlarımızdan John Isidore kitapta ''Van Ness Hayvan Hastanesi'' adıyla geçen elektrikli hayvanların tamirinden sorumlu şirkette şoförlük yaparken filmde ise bir oyuncak ve android parçası tasarımcısı üstelik ismi de J.F Sebastian,  tavukkafalılığı ise yine aynı.

     Kitaptaki Rosenlar ailesine ait şirketin yerini filmde Tyrell Şirketi alıyor ve buradaki androidler kitaptaki androidlerden daha kötü bir karakter izlenimi bırakıyor. Ayrıca kitaptaki androidlerin tek suçu kaçak olmakken filmdeki androidlerin ömürlerinin kısalığı ve hücrelerinin kendilerini yenileyememesi hususunda şirketle de sorunları var.

pris ve j.f. sebastian
     Gördüğünüz gibi kitap ve filmde farklılıklar var, farklılıklar bununla sınırlı değil, spoiler vermemek adına bu kadar karşılaştırma yeter kanımca. ( umarım spoiler vermemişimdir, amaan vermişsem de benden değerli mi canım? idare ediverin azıcık  )

     Filmdeki oyunculukları ise ağzım açık seyrettim. O distopik dünyalara has içimi gıcıklayan duyguları son derece yoğun yaşadım. Hele o müzikler yok mu o müzikler hah işte onlarla kendimden geçtim, bazı sahnelerde ise cidden gerildim, bazen ağlayacak hale geldim, kimin yanında olacağımı, kimin tarafını tutacağımı şaşırdım. Tepetaklak oldum, evet Philip K. Dick sen kazandın! Seni ayakta alkışlıyorum, evet becerdin, tepetaklak oldum, şimdi mutlu musun? Hayır bu filmi izlemeyenler var mı merak ediyorum. Ben saftiriklik edip izlememişim. Siz siz olun benim kadar geç kalmayın.

     Film bu kurgusuyla da bir başyapıttı anlayacağınız.Hayır merak ediyorum Philip K. Dick eğer Do Androids Dream of Electric Sheep? diye bir soru sormasaydı ne olurdu? düşünmek bile istemiyorum. Kim sordu şimdi bu soruyu? sormayın kardeşim böyle sorular, uzun zamandan sonra güzel bir film izlemiş, muhteşem bir kitap okumuşuz adamın aklına böyle kötü şeyler getirip durmayın töbe töbe.

filmdeki polis hava otosu

     Unutmadan kitap için küçücük bir eleştirim var, buradan cennetteki Philip K. Dick'e seslenmek istiyorum: Sayın yüce Dick; aksiyon sahnelerinin uzatılmasına alışılmış bu bünye hemencik gerçekleşen bazı olayları hazmedemedi, ne olduğunu anlayamadı, kendini cahil hissedip tekrar tekrar okudu, yine aynı sonuca vardı, bunu da bil aramızda yalan dolan olmasın istedim. Ama belki de suç o sahneleri uzatıp bizi gerim gerim gerip, meraklandıranlardadır, kabul ediyorum evet suç onlarda büyük ihtimal. Kitaptan sonra her şeyi sorgular, karşıtların yerini tekrar değerlendirir oldum. Ha hazır yeri gelmişken araya sıkıştırıvereyim; cennetteki diğer bilim kurgu ustaları Asimov'a , Bradbury'e , Clarke 'a ve özel olarak da Carl Sagan'a çokça selamlar! (tabiki başka selam gönderceklerim var onu da biz kendi aramızda halletcez.)

SPOİLER-------------------------------------------------------------------------------------

O değil de filmdeki 6. android kimdi? kafayı yiyeceğim kitapta da tahmin ettiğiniz karakter hakkında da android miydi sorusundan çıldıracağım! Kimdi ulan kimdi! Kim neydi!

Ha bir de filmdeki çatı sahnesinde ağlamamak için zor tutum kendimi. O sözler neydi ? Neydi o sözler, a dostlar?

i've seen things you people wouldn't believe
attack ships on fire off the shoulder of orion
i watch c-beams glitter in the dark, near the tannhauser gate
All those moments will be lost in time like tears in the rain time to die (off off offf )



SPOİLER---------------------------------------------------------------------------------------



    Her ne kadar yazıyı bitirmek istemesem çenem açılmışken uzun uzadıya spoiler mpoiler demeden ortalığın tozunu dumanına karıştırmak istesem de sizin güzel hatrınıza kaçıyorum.Kitabı ve filmi tavsiye etmeme gerek yok artık sanırım. Herkese keyifli okumalar ve seyirler diliyorum.




böylece;

goodreads'in ölmeden önce okunması gereken 1001 kitaptan biri olması sebebiyle, Philiph K. Dick'e ait Bıçak Sırtı/ Androidler Elektrikli Koyunlar Düşler mi? adlı kitap Yaz Okuma Şenliğinde;  Goodreads’in “Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 Kitap” listesinden 3 kitap kategorisinde bana da 10 puan kazandırdı :) 






12 yorum:

  1. merhaba,

    keşfettim geldim.
    bana da beklerim.
    sevgiler.
    http://burcuaydn04.blogspot.com.tr

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. merhaba,
      hoş geldiniz , ziyaret edeceğim blogunuzu :)

      Sil
  2. Ben bu kitabı çok merak ediyordum. Yazdığınız yazıdan sonra merakım iyice arttı. Okumadan olmaz şimdi :) Aşırı derecede bilim kurgu ögeleriyle bezenmiş gibi duruyor. Keyifli, doyurucu bir yazı daha. Kaleminize sağlık. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. çok teşekkür ederim sayın blogdaşım:)
      kitap ve filmin hala etkisindeyim, okunması ve izlenmesi gereken iki önemli eser :) bir an önce okuyun mahrum kalmayın bu iki dev eserin sarsıcı etkisinden:)

      Sil
  3. Merhabalar :)
    Blogunuzu etkinlik sayesinde keşfettim. Yeniyim ama bana da beklerim. Yorumlarınız benim için önemli..
    Sevgiler..
    http://somurtkansirine.blogspot.com/

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. merhabalar:)
      hoş geldiniz ,blogunuza da uğrayacağım:) sevgiler

      Sil
  4. gelmiş geçmiş en iyi bilimkurgu filmi bu di miii :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu çok iddialı oldu sanki:) ama kesin olan bir şey var o da en iyilerden birisi olduğu :)

      Sil
    2. bak ama şöyle. sinema kitaplarına göre bütün anketlerde en iyi bilmikurgu bu en iyi korku da shinig seçiliyoo :)

      Sil
    3. aslında soruyu şahsi olarak üzerime alınmıştım cevap verme hususunda :) kendi açımdan en iyi'm yoktur hepsinin yeri ayrıdır gözümde, en iyilerim vardır genelde ama kuşkusuz en iyi bilim kurgu filmi seçildiği anketler azımsanmayacak kadar çoktur :)

      Sil
  5. Merhaba blogunu yaz okuma senligi sayesinde kesfettim. Bu kitap da cok merak ettiklerimden biriydi. Kalemine saglik incelemeni okurken çok guldum, mizah yonunu sevdim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. merhabalar :) cok tesekkur ederim harika otesi bir kitap ve film , saheser demek daha dogru olur kesinlikle tavsiye ediyorum :)
      saygilar ve sevgilerle :)

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...