9 Eylül 2014 Salı

KİTAP 28 # DİNLE KÜÇÜK ADAM - WILHELM REICH

     

DİNLE KÜÇÜK ADAM
/ LISTEN LITTLE MAN

Wilhelm Reich

Çeviri: Şemsa Yeğin
Payel Yayınları
6. Basım 1990

Tür: Deneme
158 sayfa


     Wilhelm Reich ünlü psikanalist, psikiyatristlerden biri. Kendisi aynı zamanda Sigmund Freud'un öğrencisi olma şerefine de nail olmuş ancak Sigmund Freud'un gölgesinde kalmamış, yazdığı eserler ve bir bilim insanı olarak yaptığı araştırma ve analizlerle ve bunların zamanında estirdiği fırtınalarla ve günümüze kadar gelen tartışmalarla kendi adını tarihin altın sayfalarına yazdırmıştır. Hocası Sigmund Freud'un ise bilhassa cinsellikle ilgili öğretilerini geliştirmiştir. Bir psikanalist olarak insana dair çok iyi çözümlemeleri olduğunu da ''Dinle Küçük Adam'' adlı eserinde rahatlıkla görebilirsiniz.

''Sevginin, çalışmanın ve bilginin anayurdu yoktur, gümrük denetiminden geçmez bunlar, üniforma tanımaz. Onlar, evrenseldir ve bütün insanlığı kapsar.''

   
      Dinle Küçük Adam'ı okuduğunuzda başta kendi içinizdeki küçük adamı daha sonra ise etrafınızdaki Küçük Adamlar ve küçük büyük adamları göreceksiniz. Wilhelm Reich'a göre içinizdeki Küçük Adamı görmeniz ve tam anlamıyla farkında olmanızla Büyük Adam olmaya başlayacaksınız. Wilhelm Reich, kitabında Küçük Adamlara kibirli bir tavırdan çok, işini bilen ve hastalığınızı tetkik ve analiz etmiş bir uzman edasıyla sesleniyor, tüm amacı ise hastalıklı küçük adama yardımcı olmak ve onun bu hastalığını fark ederek ondan kurtulmasını sağlamak. Çünkü farkında olduğu bir şey var ki o da Küçük Adam kendini günden güne yok etmektedir, sadece kendini mi? Keşke öyle olsa ama hayır!: Toplumu da, aileyi de, sevgiyi de, insanlığı da, geçmişi de, geleceği de ve başta kendisi için her şeyi yapmaya hazır olan, ona her an yardıma koşan ve onun iyiliğine olanı bas bas bağıran Büyük Adamlar dahil her şeyi yozlaştırmakta, yıkmakta ve yok etmektedir. Bu sırada Küçük Adamların, Büyük Adamlar yerine örnek aldığı, el üstünde tuttuğu kişiler ise küçük büyük adamlardır. İşte en tehlikeli silah cehalet misali Wilhelm Reich bu yüzden Küçük Adamdan korktuğunu sıklıkla dile getirmektedir.


''Senin en kötü yanlarını, en büyük zayıflıklarını, senin bilmen gerektiği gibi ama senden çok daha iyi biliyorlar. Küçük büyük adamlar seni bir simgeye feda ettiler, sense onları yönetecek yerlere getirip koydun.


....


İşte bu yüzden senden kokuyorum, Küçük Adam, çok korkuyorum. Çünkü insanlığın geleceği senin elinde. Senden korkuyorum, çünkü kendinden kaçtığın gibi dünyada hiçbir şeyden kaçmıyorsun. Evet, sen, kendinden kaçıyorsun Küçük Adam. Bu senin suçun değil. Ama paçanı bu hastalıktan kurtarmak senin görevin, senin sorumluluğun. Baskıya göz yummasaydın ve birkaç kez de etkin bir biçimde baskıyı desteklemeseydin seni ezenleri çoktan silkip atardın. Senin şu kadarcık özsaygın olsaydı, günlük yaşamında kendine azıcık saygılı davransaydın, yaşamın sensiz bir saatçik bile sürmeyeceğini sezseydin, dünyadaki hiçbir güç seni ezecek kadar güçlü olamazdı.''

    Küçük Adamın aslında ne kadar değerli olduğunu ama herkesten, her şeyden önce bunu Küçük Adamın kendisinin görmesi gerektiğini ve ancak bu şekilde Küçük Adamı küçük yapan hastalığından kurtulabileceğini Wilhelm Reich yukarıdaki paragraf ve daha kurduğu birçok paragrafta vurguluyor. Bu tür farkındalığa varana kadar birçok Büyük Adamın kurban olduğunu ve bizzat Küçük Adam tarafından hor görülüp toplum dışına itildiğini ise şu tarz ifadelerle belirtiyor:

''Kendi Küçük Adamlarını seni sömürenler haline getirdiğini anlamalısın artık; aç gözünü ve gerçekten büyük olan adamlarını kurban ettiğini gör; onları çarmıha gerdiğini, canlarını aldığını, açlıktan öldürdüğünü anla artık; onları bir an bile düşünmediğini, senin için çalıştıklarını aklından geçirmediğini kabul et; yaşamın boyunca yaptıklarını kime borçlu olduğun konusunda hiçbir fikrin yok, bunu anla artık.''

    Gördüğünüz gibi kitap gayet akıcı bir dille bizzat Küçük Adama hitap ederek ele alınmış. Kitapta yer yer Wilhelm Reich'in kişisel serzenişlerine, kendisine yapılan haksızlıklara ve suçlamalara karşı cevaplarına bilhassa da Nazi ve Faşist Mussolini İtalya'sına göndermelerine tanık oluyorsunuz. Ayrıca kitaptaki ilgili bölümler hakkında resimlemeler de mevcut ki koca bir konuyu bir resimle nasıl izah edersinizin en güzel örnekleri bu resimler.

   
     Ayrıca eklemek gerekirse Küçük Adam ifadesi Wilhelm Reich'in girişte belirttiği üzere kendisinin değil, Küçük Adamı ezmeye çalışanların, Küçük Adamı kullananların taktığı bir ad. Yazarın bu şekilde hitap etmesi  ise bence; küçük büyük adamların bu uslupla hitap ederken dikkate alınması ancak büyük adamların değerli ifadelerini küçük adamlar tarafından duyulmamasına karşılık yazar dikkate alınabilmek adına Küçük Büyük Adamların bu hitap şeklini kullanmayı tercih etmiş olabilir, aynı zamanda ne kadar itici bir tabir olduğunu ve Küçük Büyük Adamların gerçekte  Küçük Adama ne kadar değer verdiğini bu sözü ısrarla kullanarak göstermek istemiş olabilir.


''Kimse sana neye benzediğini söylemeye cesaret edemiyor. Çünkü senden korkuyorlar Küçük Adam ve senin küçük olmanı istiyorlar.''

''Kendini şimdiki konumundan farklı düşünmeye bile cesaret edemiyorsun; boynu bükük olmak yerine özgür; plancı olmak yerine ise açık; bir hırsız gibi gece değil de gündüz de sevebilen. Sen aslında kendini aşağılıyorsun Küçük Adam 'Ben kimim ki bir fikrim olsun, hayatımı belirleyeyim ve dünyayı sahipleneyim!' Gerçek Büyük Adamdan tek bir farkın var: Büyük Adam da bir zamanlar küçük adamdı, fakat sadece tek bir özelliğini geliştirdi; nerede küçük ve kısıtlı düşünmesi ve davranması gerektiğini biliyordu.Herhangi bir görevin baskısı altında, zamanla küçüklüğünün ve önemsizliğinin nasıl mutluluğunu tehdit ettiğini hissetmeyi öğrendi. Demek ki Büyük Adam; nerede ve ne zaman küçük adam olacağını bilir, Küçük Adam ise küçük olduğunun farkında değildir ve bunun farkına varmaktan da korkar.''

    Kısaca kitap tam anlamıyla bir başucu kitabı, okurken ' Vay be!' nidaları içsesinizden eksik olmuyor. Kitabın çizilmedik bir yeri de kalmıyor. Mesela ben o kadar çok alıntı yapmak istiyorum ki şu an ama bir başlasam sonunu alamam, kitabı toptan buraya kopyalamış olurum; o yüzden tavsiyem tıpış tıpış gidin  Wilhelm Reich amcanızın önüne bağdaş kurup oturun ve kendiniz hakkındaki gerçekleri bir de onun ağzından çarpıcı bir şekilde dinleyin. Ha benden demesi, sakın ola alınmaya kalkmayın, padişahın kızı da, oğlu da olsanız, o karşısındakinin kim olduğu hususunda ayrım yapmaksızın başlangıcı şöyle yapacaktır :

''DİNLE KÜÇÜK ADAM!''

( Dipnot olarak şuraya iliştirivereyim. Kitabın birçok yayınevinden çıkmış versiyonu mevcut, payel yayınları her zaman beğeniyle takip ettiğim bir yayınevi, bu kitabın çevirisi de gayet güzeldi, tavsiye ederim. Kitabı mı ? Kitabı tavsiye etmiyorum, kesinlikle kitaplığınızda bir tane olmalı diyorum. Birden fazla da alın hatta hediye edersiniz.)

2 Eylül 2014 Salı

KİTAP 27 # EROİN GÜNCESİ - KANAT GÜNER



EROİN GÜNCESİ

Kanat Güner

Era Yayıncılık
3.Baskı Eylül 1997

Tür: Günlük, Otobiyografi, Anı
116 Sayfa

--------DİKKAT ------------------------------------------------------------------------------------
KİTABIN +18 OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM LÜTFEN YAZININ DEVAMINI BU UYARIMI DİKKATE ALARAK OKUYUNUZ ----------------------------------------------------------------


   ''Hey Millet, Ben ölmeye karar verdim, niye biliyor musunuz, çünkü yaşım 27'ye geldi dayandı, benim gibiler daha fazla yaşamamalı. Allah korusun, ya ölmeye değil de üremeye karar verseydim! Neyse ki aklım hala başımda, sahneye girmem gereken yeri ayarlayamadım ama çıkmam gereken yeri biliyorum. Kendinize iyi bakın, kötü alışkanlıklardan uzak durun.''

    Yeraltı edebiyatına dahil olduğunu düşündüğüm ve son zamanlarda okuduğum kitaplardan beni en çok etkileyen kitap oldu Eroin Güncesi. Kitabı elime aldığım andan itibaren bir hayatın yok oluşuna , adım adım uçurumdan aşağı yuvarlanışına tanık oldum. Dur yapma! Sana ölüm yakışmaz! Evet ölüm hiçbir canlıya yakışmaz ama sana hiç yakıştıramadım! Lütfen tutunmaya devam et! demek istedim ama elimden okumaktan ve yaşananlara tanık olmaktan başka hiçbir şey gelmedi.


   Kanat Güner, 1970 doğumlu, genç bir kız; tek isteği sevgi olan bir eroin bağımlısı genç bir kız.
Şiddetli geçimsizlik içinde olan bir ailede büyüyor ve ailesinin bu geçimsizliği ileride kendisini içinde bulduğu bataklığa kayış nedenlerinden biri, belki de en önemlisi bilemiyorum. Aslında en temel sebep 'Sevgisizlik'. Bir insanın hayatta kalması için hava , su , besin bedeni için ne kadar önemliyse, psikolojik sağlığı için de 'Sevgi' o kadar önemli. Doğduğumuz andan itibaren tüm ilginin, sevginin üzerimizde olmasını isteriz. Bir bebeğin canhıraş ağlayışının sebebi budur, ya da küçük bir çocuğun etrafındaki tüm ilgiyi üstüne toplamak için giriştiği çabalar, biz büyüklerin de en büyük isteği ve ihtiyacı budur ama bunu ne bebekler ne de küçük çocuklar kadar kolay ifade edebilir ve gösterebiliriz. Çoğu zaman maruz kaldığımız sevgisizlik ve ilgisizliği başka şeylerle telafi etmeye çalışırız; kimimiz son model lüks bir araçla, kimimiz manzaralı ve güneş alan bir evle, kimimiz kariyerli yüksek bir makamla. Çoğunlukla kendimize itiraf edemeyiz de bu ilgilerin gerçek nedenlerini. Ancak çok az insan kendine gerçeği itiraf edebilir, bazı insanların ise itirafı çok sert olur kendine ve hiçbir şeyi hak etmediklerini düşünür, kendi içlerindeki karanlığa gömülür ve artık umutsuz birer vaka olduklarına kani olurlar. Bu insanların gerçeği fark edişleri çok cesurca olmakla birlikte buldukları çözüm ise ölümcüldür. İşte Kanat Güner de gerçeğin farkında, sevgisiz kaldığının ve sevginin peşinde koştuğunun onu aradığının farkında. İnsanlarda bulamadığı sevgiyi, aşkı anlık mutluluklarla telafi etmekte. Ta ki bunlar da gerçek bir sevginin yerini dolduramayıncaya dek...

''Bazen düşünüyorum da, ben annemle babamdan nefret ediyorum galiba. Onları en fazla üzen şeyin benim başıma gelen kötü şeyler olduğunu farkettiğimden beri, kendime zarar vererek onlardan intikam alıyorum. Evet öylesine nefret ediyorum ki o gereksiz ikiliden. Kendime baktıkça o ikisinin bir araya gelmiş olmasına daha fazla sinirleniyorum.''

   Kanat Güner günce şeklinde ele aldığı kitabında hayatının son demlerini ve eroinin onu ölüme giden yokuş yolda nasıl freni patlamış araç gibi ölüme sürüklediğini anlatıyor. Eroin onun  tek gerçek sevgilisi, tek aşkı. Ölümüne sevdiği tek gerçek, hayatını günden güne yok eden görünürdeki zehir. Ama asıl zehirse ilgisizlik, sevgisizlik, yanlış arkadaşlıklar, yanlış aşklar, yalnız kalışlar, kendi içindeki hesaplaşmalar, kendisini anlayan kişilerden mahrum kalışlar.

''Neden her şey güzel olmaz, yaşamak bu kadar güzelken?''

   Kanat Güner öyle boş biri değil, başta Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nde okuyan bir tıp öğrencisi, bunun dışında o kadar zeki ve hayatın gerçeklerini öyle bir çıplaklıkla görüyor ki arka arkaya sıraladığı hayat derslerine itiraz etmek mümkün değil, çoğunlukla farkında olduğumuz ama susarak ve görmezlikten gelerek yok saydığımız gerçekleri karşımıza geçip yüzümüze bas bas bağırarak kulaklarımızın zarlarını yırtarcasına öyle bir haykırıyor ki kitabı okurken bu yüzden çok zorlanıyor insan. Bir tek hatası var o da seçtiği çözüm ki o da bunun farkında.

    Kitabı yazış nedeni ise, yaşadıklarının boşa olmadığını birilerinin yaşadıklarına tanık olduğunu görmek ve kendi deyimiyle hep son olarak kabul ettiği 'vuruş'ların hangisinin gerçekten son olduğunu bilecek birilerinin olması.

    Kitap gerçekten çok üzücü ve yıpratıcı, okuyan biz bu kadar yıprandıysak Kanat Güner'in neler yaşadığını tahmin etmek mümkün bile değil; ama ne olursa olsun çözüm değildi bu. Ne olursa olsun hayata sıkıca tutunmalıydı. Kendisini asla yargılayacak değilim yaptıkları için sadece hiçbir canlı ölümü hak etmez hele de böyle iğrenç bir zehirin elinden! Kendisi de hak etmemişti! Milyonlarca masum genci, insanı bu bataklıklara sokanlara, onları zehirleyerek ölümlerine ve hayatlarının eriyip gitmesine neden olanlara lanet olsun!

   Kanat Güner sadece bir sonuç; sevgisizliğin, ilgisizliğin neden olduğu eksikliği fırsat bilerek insan hayatları üzerinde ölümcül oyunlar oynayarak bir imparatorluk kuranların ve bu imparatorluğa çeşitli şekillerde bilerek ya da bilmeyerek destek olan insanların neden olduğu bir sonuç. Hatalarıyla, yanlışlarıyla yüzleşemeyen toplumun, her gün yeraltına sakladığı iğrençliklerinin artık oraya da sığmayıp yeraltından günyüzüne doğru bir kusmadır bu sonuç.

   Herkesin hassas ve duyarlı olması ve üzerine düşeni gerek eğitimle, gerek tedaviyle, gerek sevdiklerinizi gerçekten sevmek ve onlardan sevgi ve ilginizi sakınmamakla yerine getireceği bir konu. Kitap bu anlamda da bir ders niteliğinde. Bir daha böyle şeylerin yaşanmaması ve buna neden olan her pisliğin yeryüzünden sonsuza dek silinmesi dileğiyle...


böylece;


 Kanat Güner'e ait Eroin Güncesi adlı kitap Yaz Okuma Şenliğinde; Mektuplardan ya da anılardan oluşan bir kitap  kategorisinde bana da 10 puan kazandırdı.



Mimler 1 - 2 - 3 #




   Merhabalar;

   Uzun zamandır bloga pek uğrayamadım, sınav stresiydi, mezun olacak mıyım derdiyken güzel bir ortalamayla mezuniyetimi ilan ettim. Babamın dediği gibi işe girmiş olsam şu an emekli olmuş olurdum sanırım 16 yıl dile kolay, lgs'siydi daha sonra oks olmasıydı; öss'siydi daha sonra ygs ve lys olmasıydı derken kafayı oynatmaya ramak kala üniversiteye de girip bu zorlu macerayı tamamlamış oldum. Darısı bir sabit duramayan kıpraşıp kıpraşıp insanı çileden çileye sokan sistem içinde öğütülmeden kurtulmasını dilediğim öğrenci arkadaşlarımın başına. Ha rahatladım mı?  tabiki hayır. Benim için de hayat henüz yeni başlıyor, yıllarca okumaya alıştırılmış bünyem benim için henüz çok yeni olan staja, iş hayatına bakalım nasıl bir uyum sağlayacak.

    Neyse gelelim Mim'lere. Daha önce hiç mim yapmamıştım, gördüğüm kadarıyla mimler daha çok bloggerları tanımamıza yarayan sorulardan oluşan anketimsi şeye verilen ad. Bu hususta pek başarılı cevaplar vereceğimi sanmıyorum ama elimden geldiğince beni Mimlemiş saygıdeğer arkadaşların emeklerinin karşılığını vermeye çalışacağım.

1.MİM

   Öncelikle sevgili Kitapkuşu'nun bir mim'i vardı, son zamanlarda herkese önerdiğiniz kitaplar adlı.Kendisine beni mimlediği için çok teşekkür ediyorum. Mime gelirsek;  Açıkçası blogumdaki tanıtımı olan son kitaplar taze taze okunduğu için son zamanlarda sıcağı sıcağına tarafımca önerilen kitaplar. Bir de her okurun ilgisi farklı olduğu ve olabildiğince her konudan okuyan bir okur olduğum için kitap tavsiyem kişiden kişiye göre aşırı şekilde değişiyor. Bu yüzden şu kitap veyahut bu kitap diye belirlemem gerçekten zor.

2.MİM

     Gökyüzükitaplığı adlı güzel bir bloga sahip sevgili meslektaşım tarafından mimlendiğim Kitaplığınızdaki En İyi 10 Kitap Kapağı adlı mim. Açıkçası en korktuğum ve bir gün mimlenirsem nasıl cevaplayacağımı bilemediğim 'En'li mimlerden biri. Çünkü benim genel anlamda 'Enler'im yoktur. Zamana, mekana, konuya bağlı 'Enler'im vardır. O yüzden şu an 'Enler'im dediğim şu an için böyledir dün için böyle olduğunu yarın için böyle olacağını kesinlikle sanmıyorum. Ohh derdimi anlattım birz da olsa rahatladım yahu.

     En iyi kurguya sahip 10 kitap dese cevaplayamayacağım ama kapak dediği için daha rahat cevaplayacağımı tahmin ettiğim bir mim benim için. Neden mi? Çünkü ben tam bir çizim kapak hastasıyım!!! Hepsi çizim değil mi ulan? dediğinizi duydum tamam evet hepsi öyle amma velakin ben bizzat elle çizilen renkli kitap kapaklarına bayılıyorum. Nostalji takıntılı, antika meraklısı bir insan olarak bir tek kapak güzelliğine bu kitaplarda bakıyorum. Diğer kapaklılardan da elbette beğendiklerim oluyor nadir de olsa, onlardan da seçeceğim muhtemelen. Off amma uzun yazdım çenem açıldı iyice. Huu!! orada birileri kaldı mı? ne bekliyordum ki çoktan kaçırdım milleti! neyse ben de kendi kendime takılırım o halde napalım. Beğendiklerim arasından zar zor eleme yapıp seçtiğim 10 kitap kapağı ;

1-

2-

3-

4-

5-

6-

7-

8-

9-

10-


3.MİM

   Gelgelelim 3.Mim'e. Gerek okuduğu kitaplar gerek yorumlarının kalitesi ile çok severek takip ettiğim bir blog olan Kitap Notları beni mimlemiş. Kendisine teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum. Sorular baya bir okkalı görünüyor, umarım rezil olmadan altından kalkabilirim.

1- Çok kitaptan oluşan seriler mi ya da tek kitaplar mı?

Açıkçası böyle bir ayrım yapmam. Kitaplarda dikkat ettiğim şeyler böyle kabataslak çizgide ve yüzeysel değildir. Bolca araştırmadan kolay kolay bir kitabı almam ve seri yahut tek olması kesinlikle bir kriter değildir benim için.

 2- Sadece kadın yazarları mı yoksa erkek yazarları mı okumak? 

Böyle ayrımcı bir politika izlemem. Hatta kadın yazar, erkek yazar denilmesi bile hoş değil bence. Benim için sadece 'Yazar' vardır cinsiyetiyle değil yazdıklarıyla ilgilenirim.

3- Kitapçıya gidip kitap almak mı, internet üzerinden kitap almak mı?

Kitapçıları gezmeyi çok severim. Her gidişimde her kategoriyi gezer ve alınacak birçok liste hazırlar çıkarım maalesef liste hazırlayıp çıkarım diyorum çünkü etiket fiyatlarından satış yapan kitapçılardan 5 kitap alacağıma internetten 10 kitap alırım. Ancak izlediğim bu stratejiyi birçok okurun izlediğinin farkındayım ve kitabevlerinin kapanmasından da korkmuyor değilim; kitapları orada inceliyor ve çoğunlukla şehrin boğan kalabalığından, gürültüsünden kitabevlerine sığınarak nefes alıyorum. Hatta mümkünse bi yatak bi döşek atıp orada pineklemek istiyorum, neyse konu sapmasın, kısaca kitapçıda gezerim, incelerim; internetten de alırım. 

4- Film olan kitapları mı dizi olan kitapları mı okumak? 

Yine hiç önemsemediğim bir kriter hatta benim için kriter bile değil. Sadece okuduktan sonra filmi de var mı diye bakarım varsa bir de onu izleyeyim nasılmış, kitabın içine nasıl etmişler yahut kitaptaki temayı yakalayabilmişler mi diye onun haricinde kitap okumamda bu durumun hiçbir etkisi yok.

5- Günde 5 sayfa okumak mı yoksa haftada 5 kitap mı?
Benim devrelerim soruyu yine algılayamadı. Zamana, mekana , konuya, anlatıma bağlı olarak değişkendir okunan sayfa sayısı, kaldı ki bunu önemseyenleri de anlamıyorum kusura bakmayın ama. Ben bir kitabın insana ne kattığıyla ilgileniyorum yoksa bazı kitaplar var ki milyonlarca sayfa okusam da benim için sadece zaman kaybıdır. Lakin bir 'Küçük Prens' ya da 'Martı' kitapları incecik olmasına rağmen insanın dünyasını yerle bir ederler. Darman duman eder sizden geriye bir şey bırakmazlar, siz de mecburen yeni temeller üstünde kendinizi yeniden ve daha sağlam inşa etmek zorunda kalırsınız, hah işte bir kitapta aradığım en önemli şey budur benim.

6- Profesyonel bir yazar olmak ya da profesyonel bir yorumcu olmak?  

Acemi bir yazar ve acemi bir yorumcu olmak en güzeli. Profesyonel dediğin kendini artık geliştiremeyendir, halbuki bir insan hayat boyunca her şeyde acemi hissetmelidir ki ustalığın kibrinde kaybolup gitmesin, kendi kendini köreltmesin.

7- En sevdiğiniz 20 kitabı tekrar tekrar okumak mı yoksa her gün daha önce okumadığınız yeni bir kitabı okumak mı? 

Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın...  der Ataol Behramoğlu

 Ben de her gün yeni bir insan, yeni bir hayat, yeni bir kitap peşindeyim. Ölümlü canlılarız ve zaman kısa, o yüzden olabildiğince çok ileri gitmeye çalışıyorum ama bu sırada öyle kitaplarla karşılaşıyorum ki ben istemesem de onlar başucuma gelip yerleşiyor. Bu kitaplar haricindeki kitaplara geri dönmüyorum malesef.

8- Kütüphanede çalışmak mı kitap satıcısı olmak mı?

Kütüphanede çalışmak tabiki. Ücretsiz kitap vermek, sınırsıza yakın kitaplarla haşır neşir olmak, eski kitaplarla başbaşa kalmak off ne kadar harika değil mi? Ama sahafları da es geçmeyeyim. İşini hakkıyla yapıp satıcı pozisyonunda olmayan sahaflara saygım sonsuzdur onlar satıcı değil bilgi ve kitap paylaşıcılarıdır. Ama eski kitap satıcısından ileri gidemeyen sahafları ise salt kitap satıcısı olarak görmekteyim malesef ve ticaretten başka bir şey yaptıklarını sanmıyorum. 

9- En sevdiğiniz türde kitaplar okumak mı yoksa en sevdiğiniz tür hariç diğer tüm türlerden kitaplar okumak mı?

Ben her türden kitap okurum, kendimi sınırlamam, yeni türler ve kitaplar keşfetmek en büyük hobimdir, siz bana tavsiye edin okurum, yeter ki beni değiştirsin, dönüştürsün, yeni bir ben keşfettirsin. Ben okuduktan sonra bir daha eski ben olmayayım; ben aynı kaldıktan sonra ne anlamı var ki o kitabın?

10- Sadece fiziksel kitap kopyalarını okumak mı yoksa sadece e-kitap okumak mı?

E-Kitap sevmiyorum ben, ama mecburda kalırsam okurum. E-kitabı da destekliyorum açıkçası ama bir alternatif olarak; bir zorunluluk olarak asla değil! İsteyen e-kitap okusun okuyabiliyor ve seviyorsa, isteyen de kitabın kendisini okusun. Sadece tek isteğim var ister e-kitap ister  fiziksel kitap olsun fiyatları biraz daha normal miktarlara çekilsin, bilhassa okuru yolunacak kaz gören yayınevlerine sesleniyorum. Kitap bir lüks değil ihtiyaçtır, kitaplarınıza etiketi çekerken lütfen bunu göz önünde bulundurun!


   Evet elimden geldiğince yapılan mim sırasına göre cevaplamaya çalıştım soruları. Bilmiyorum sonuna kadar okuyacak bir babayiğit çıkar mı :) Buraya kadar gelen varsa da kendisini gönülden tebrik ediyorum. Göz ucuyla bakanların da gözlerine sağlık. 

Herkese keyifli kitap okumalar diliyorum.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...