16 Aralık 2015 Çarşamba

KİTAP 44 # LOLITA - VLADIMIR NABOKOV , FİLM 3 # LOLITA


 LOLITA
 ( LOLITA OR CONFESSIONS OF A WHITE WIDOWED MALE )

Vladimir Nabokov

Çeviri: Fatih Özgüven


İletişim Yayınları
16. Baskı 2014

Tür:  Roman 
365 Sayfa
   
   ''Lolita'', Rus kökenli Amerikan yazar Vladimir Nabokov'un 1955 yılında ilk baskısı yapılan, zaman zaman yasaklanan, sıklıkla sansürlenen kitabıdır. Yazar, daha önce roman, hikaye, şiir ve oyun gibi birçok türde eserini Rusça kaleme almış; ancak İngilizce yazmaya başlayana kadar hak ettiği ilgiyi görmemiştir. Lolita da yıllar sonra Amerika'ya yerleşen yazarın, müsveddeleri yazar tarafından yakılmaktan son dakika kurtulan, İngilizce yazdığı kitaplarından biri. Takma isimle yayımlama kararından da amacını büyük ölçüde baltalamak olacağı için vazgeçen yazar, aksi halde çok pişman olacağını dile getirerek kitabına bir kez daha sahip çıkmıştır.


    Yazarın kendine has akıcı üslubuyla kaleme aldığı Lolita nam-ı diğer ''Beyaz Irktan Dul Bir Erkeğin İtirafları'' aslında trajikomik bir eser. Mizah tığları ile ince ince işlenen trajedinin satır aralarında okuru fazlasıyla öfkelendiren, acıma duygusu uyandıran, ağlatacak kadar üzen ve yeri geldiğinde ilginç bir şekilde güldürebilen olaylar mevcut. Konusu itibariyle döneminde fırtınalar koparan ve çok tepki çeken Lolita, herkesin kaldıramayacağı, tartışmalı bir eser olmasının yanı sıra ününü aynı zamanda yazarın üst düzeyde bir edebi metin yaratmış olmasına borçlu.

  Kitap, son günlerini hapishanede geçirmiş ve yargılaması sırasında hayatını kaybeden bir mahkumun hatıralarının, vasiyeti üzerine öldükten sonra yayınlanması için gönderildiği yayıncının önsözü ile başlıyor. Önsözden öğrendiğimize göre hatıraların sahibi kendi ismi dahil birçok kişinin ismini değiştirerek kaleme alıyor. Humbert Humbert olarak kendisini adlandıran kişi, hatıralarında ''supericiği'' dediği ergenlik çağındaki kızlara olan cinsel ilgisini ve gerçek adını değiştirmeye kıyamadığı Dolores Haze adlı 12 yaşındaki kıza olan hastalıklı, (Bkz. Pedofil ) sapkın takıntısını ve aralarında yaşananları anlatıyor. 
 '' Sadece bir roman olarak ele alındığında, Lolita asıl söylemek istediklerini, laf kalabalığı ile örtmeye çalışsa da okuyucuya oldukça anlaşılmaz gelecek durum ve duyguları konu edinmektedir. Doğru, eserin hiçbir yerinde tek bir açık saçık kelime yoktur: hatta çağdaşlık gereğidir diyerek en bayağı romanlarda tümen ağıza alınmayacak laflara ses çıkarmamaya koşullanan sağlıklı tutucular bile burada bu kelimelerin bulunmayışına şaşıracaklardır. ''
    Mr.Humbert küçüklüğünde gittikleri tatilde Annabel adlı bir kızla sevgili olur. Annabel'le arasındaki ilişki kendi açısından tam yaşanamadan kızcağızın ölüm haberi gelir. Hayatı boyunca kızı o küçüklüklerindeki hali ve o haline olan tutkusu ile hatırlayan ve arzularını dinginleyemeyen  Mr.  Humbert'ın sapık gözü o günden sonra ergenlik çağındaki kızlardan başka bir şey görmez. Aynı zamanda yasalara karşı gelip hapise girmekten korkan Mr.Humbert , kanunlara aykırı bir şey yapmaktan olabildiğince kaçınır. Tabi kanunları, hatıralarında kendi sapkınlığınca eleştirip, okuyucusunun kendisini anlaması için çabalamaktan da vazgeçmez. Sonunda bir gün evlenir ancak karısı kendisini aldatır. Karısından boşandıktan sonra Fransa'dan ayrılarak Amerika'ya yerleşen Mr.Humbert, yakın bir arkadaşının tavsiyesi üzerine kendisi gibi orta yaşlı bir kadının kendi evindeki bir odayı kiralamaya gider. Evin hiç beğenmediği döküklüğü ve özensizliği karşısında vazgeçecekken kendisini alıkoyan şey, bahçede gördüğü an etkilendiği ve Annabel'le özdeşleştirdiği Dolores adlı kızdır. Akademisyen olduğu Fransa'da yazdığı kitaplarla dahi geçimini rahatlıkla sağlayabilen biri olarak, para sıkıntısı yaşamayan Mr.Humbert'ın eve yerleşmesinin ardından ''Lo'',''Lola'', ''Lolita'' ve ''Dolly'' olarak seslendiği küçük kızla arasında zamanla yaşanacak şeyler, basıldıktan sonra sert tepkiler alan Lolita adlı kitabın sansürlenmesine hatta yasaklanmasına neden olacaktır. Tepki gösteren çevrelerin en büyük savunması ise 12 yaşındaki bir kızın, kitaptaki gibi arzular taşıyamayacağı, bir hastalık olan pedofilik sapkınlıklara cevaz veremeyeceğidir.


    Kitabı okurken, Nabokov gibi eşsiz bir yazarın neden böyle bir konuyu ele aldığını sürekli düşündüm durdum. Kitabın sonunda ise - Nabokov'a bu soru çokça sorulmuş olsa gerek ki -Nabokov'a ait bir son yazı ile sorumun cevabıyla karşılaşınca çok şaşırdım.
'' Edebiyat öğretimiyle uğraşanlar, 'Yazarın amacı nedir?' ya da daha kötüsü 'Bu herif ne söylemek istiyor?' gibi sorunlar yaratmaya pek yatkındırlar. Doğrusu, ben, bir kitap üzerinde çalışmaya başladığında o kitaptan bir an önce kurtulmaktan başka amacı olmayan yazarlardan biri olmak durumundayım... ''
'' Lolita'nın başında yararlandığım kimi teknikler ( Humbert'ın güncesi örneğin ) ilk okuyucularımdan kimilerini bunun açık saçık bir kitap olduğunu düşünme yanlışına götürdü. Erotik sahnelerin gitgide yoğunlaşarak art arda dizilmesini beklediler. Bu sahnelerin arkası kesildiğinde, okuyucu da kesildi, sıkıldı, kendini aldatılmış hissetti...''
'' Kimi sevgili okuyucular da kendilerine öğretmediği için Lolita'yı anlamsız bulacaklardır. Ben ne didaktik edebiyat yazarıyım, ne de edebiyatın okuruyum; kaldı ki John Ray'ın öne sürdüğünün aksine, Lolita yedeğinde ahlaki ders getiren bir kitap değildir. Benim için bir sanat eseri, kabaca 'estetik mutluluk' diyebileceğim şeyi sağladığı sürece varolur. ''
'' Öte yandan, yarattığım Humbert bir yabancı ve anarşisttir, supericikleri bir yana, daha birçok konuda onunla aynı düşünceleri paylaşmıyorum. ''
diyor yazar. Ancak ben Nabokov'un ortaya koyduğu eserinin kendi söylemleri doğrultusunda, kendisiyle çeliştiğini düşünüyorum. Öncelikle yukarıda okuduğunuz üzere yazar kitabı yazarken ahlaki kaygısı olmadığını, sadece sanatsal bir kaygı taşıdığını belirtiyor. O halde kitabın arka kapağında da yer alan Edmund Wilson adlı arkadaşına yazdığı şu satırlar ne anlama geliyor?
'' Lolita'yı okumaya karar verdiğinde, lütfen onun son derece ahlaki bir kitap olduğunu unutma. ''
    Bir diğer husus ise yazarın '' Simgelerden ve alegoriden nefret ettiğimi ( bu kısmen Freud'cu efsunlara olan eski düşmanlığımdan, kısmen de edebi mitosçularla toplumbilimcileerin devşirdikleri genellemelerden nefret etmemden ileri geliyor.)....'' ifadesi. Lolita adlı kitabın kurgusundaki Annabel ve Dolores dinamiklerinin, Freud'un libido kavramı çerçevesinde bastırılan bir cinsel duygunun nevroza dönüşmesi hali olduğu ve yazarın tavrıyla çeliştiği aşikar. Şimdi yazar kendi deyimiyle ''Freud'cu efsunlar''a nasıl bir düşmanlık besliyor ki aynı efsunları kendi eserinin temel dayanağı olarak sunuyor? 

     Kitabın 1962 yılında Stanley Kubrick ve 1997 yılında Adrian Lyne tarafından yönetilen 2 ayrı filmi mevcut. Ben 1997, Adrian Lyne yapımını izledim. Filmin Mr. Humbert'tan tutun Lolita'ya kadar beyaz perdeye aktarması zor tüm karakterleri ve olayları, kitaptan uyarlama bir film olduğu ve birçok duygu, düşünce ve verinin uyarlama esnasında kaybolduğu düşünülürse, tüm bu olumsuzluklara karşın gayet başarılı şekilde izleyiciye yansıttığını söyleyebilirim. Mr.Humbert'ı Jeremy Irons'un, Dollores HazeDominique Swain'in canlandırdığı film Imdb'de 6,9 puan almış. Ben oyuncuların rol kabiliyetlerini, kitaptaki etkiyi ete kemiğe bürünerek yaşatabilme konusunda çok başarılı buldum. Eseri pekiştirmek amacıyla kitabı okuduktan sonra filmi izlemenizi tavsiye ederim. Keyifli seyirler ve okumalar.



2 yorum:

  1. Bir sapığın gözünden olayları görmek kesinlikle farklı bir deneyim oldu. Bir sapığı anlamanıza, acımanıza, hatta sevmenize neden olan bir kitap.

    http://kanvekuller.blogspot.com.tr/2016/03/lolita-bizim-buyuk-caresizligimiz.html

    YanıtlaSil
  2. Bir sapığın gözünden olayları görmek kesinlikle farklı bir deneyim oldu. Bir sapığı anlamanıza, acımanıza, hatta sevmenize neden olan bir kitap.

    http://kanvekuller.blogspot.com.tr/2016/03/lolita-bizim-buyuk-caresizligimiz.html

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...